ALİ RIZA ÖZDEMİR yazdı…

Alevilik, uzun yıllardır tartışılan bir konu.

Bu kadar tartışılmasına rağmen hala anlaşılamıyor.

Bunun o kadar çok nedeni var ki!

Ancak temel nedeni “istismar”.

Alevilik, bugün itibariyle sürdürülebilir olmaktan uzaktır…

Adeta “hasta adam” gibi.

Ortada kalan bir pasta var ve herkes bu pastadan pay almak kaygusunda.

Zerdüşt’ü var…

Ateist’i var…

Sosyalist’i var…

Etnik ırkçısı var…

Sünni’si var…

Cemaatleri var…

Şamanist’i var…

Alman’ı var…

İngiliz’i var…

Amerikan’ı var…

İran’ı var…

Son halka Japonlar eklendi bu yağmaya…

Saymakla bitmez…

Yani var oğlu var…

Hiç biri Aleviliği olduğu gibi anlamak çabasında değil.

Alayı, bu pastadan nasıl pay kaparım derdinde.

Bunda Alevilerin de kabahati büyük…

Çünkü Aleviler kendi içinde birlik değil.

Her kafadan başka bir ses çıkıyor.

Hatta birçok Alevi kökenli kişi, bu “yağmacı”larla iş birliği içinde…

“Asimilasyon”sa asimilasyonun şahı burada.

“İnkâr”sa inkârın vücut bulmuş hali burada.

Bunlar işin siyasi istismarı…

Bir de kişisel istismarlar var…

Alevilik hala bir çok kişi işin ekmek kapısı…

Alevilik, bitmez tükenmez bir gelir…

Bir şekilde Alevilik adına “devlet”le muhatap olmak isteyen klikler var.

Alevilik alacak, Alevilik satacak.

Sorsan; haşa “Muhammed düşünürdür” der.

Sorsan; haşa “Ali, katildir” der.

Sorsan; haşa “Hasan, kadın düşkünüdür” der.

Sorsan; haşa “Hüseyin taht için başkaldırmıştır” der.

Daha neler, daha neler!

Der oğlu der!

Dangalaklık parayla değil ya!

Emevilerin yalanlarına inanacaksan, neden “Aleviyim” diyorsun!

“Ali düşmanları”nın iftiraları üzerinden Hz. Muhammed’e ve On İki İmam’a düşmanlık edeceksen neden Alevilik alıp satıyorsun!

Bizzat şahidim!

Köyünde tek Alevi bulunmayan bir omurgasız türü, “Aleviyim” dedi ya!

Üstelik benim olduğum bir ortamda!

Nedeni başka.

Ateist olduğunu söylemeye cesaret edemiyor.

Bütün mesele bu…

Yine bizzat şahidim!

Alevi ocaklarından birine mensup bir “soysuz”, On İki İmam’a demediğini bırakmadı ya!

Sözde soyu, Hz. Ali’den geliyor.

Anlatsam kitap olur bu sahtekarları, ahlaksızları, “din tüccarları”nı!

Dinin taciri, sadece Sünnilerde yok.

Alevilerde de var.

Ülkemizdeki temel mesele, inanç meselesi değil; insanımızdaki kalite meselesi…

Ne halt yersen ye; ama din üzerinden menfaat elde etme…

Ne halt yaparsan yap; ama buna dini alet etme…

Mesele tam olarak bu!

Aleviliği Nasıl Anlayabiliriz

Aleviliği anlamanın iki yolu var.

Birincisi; Aleviliği sürdüren ve “yoldan asla sapmayan Alevi dedeleri”

Onlar geleneğe sahip…

Her dedikleri doğru olmasa da, çoğu doğru.

Özellikle edep-erkan konusunda…

Horasan irfanından günümüze taşınan o tertemiz çizgi Alevi dedelerinde hala yaşıyor.

Yukarıda “yoldan asla sapmayan Alevi dedeleri” dedim.

Bunu bilinçli olarak yazdım.

Yoldan sapmamak, yoldan çıkmamak önemli.

Yoldan sapan, düşünce ve duygu dünyasını kirleten “Alevi dedeleri” de var maalesef.

Adam hayatının 40-50 yılında ateistlik yapmış.

Marksist-Leninist çizgiye sapmış.

Ocakzade diye şimdi dedelik yapıyor.

Konuştursan düşünce dünyası, duygu dünyası karmakarışık!

Alevi geleneği ile, Horasan erenlerinin duygu-düşünce dünyası ile alakası yok!

Dün Ali’ye söven adam, Ali’yi inkar eden adam…

Yola yeniden girebilmeli ama “Alevi dedesi” unvanı alıp başa geçmemeli.

Değil 50 yıl, 50 saniye bile inkarda kalan Alevi toplumuna liderlik yapmamalı.

Yemezler; bu toplum, bunları yememeli!

Yerse, zehirlenir.

Zehirlenen ise çok yaşamaz.

Yazar arkadaşım Ayhan Aydın’ın Dedeler Aleviliği Anlatıyor başlıklı kitabı yakında Kripto Kitaplar markası ile çıkacak.

Geleneği orada okuyabilirsiniz.

Aleviliği anlamanın iki yolu var, dedik.

İkinci yolu ise Aleviliğin yazılı kaynakları…

Yakında bu konu hakkında bir kitabım çıkacak: Aleviliğin Kaynakları.

Yine Kripto’dan…

Bu kaynaklara bakarak da Aleviliğin ne olduğunu dolayısıyla ne olmadığını anlayabilirsiniz.

Elbette bu uzun ve zahmet verici bir süreç.

Burada ben, Aleviliğin yazılı kaynaklarına göre, Aleviliğin sahip olduğu temelleri anlatmaya çalışacağım.

Aleviliği anlamak için dört temel hususu iyi bilmeliyiz:

1. Aleviler, Horasan’da Ali Evlatları Eliyle Müslüman Olmuştur

Aleviler arasında meşhur olan, nesilden nesile atalardan süzülerek gelen birkaç bilgi vardır.

Bunlar; adeta Aleviliğin manifestosudur.

Bayrak gibidir.

Bunu bütün Aleviler bilir ama yoldan sapanlar bunlarla alay eder.

Alevi geleneğine sahip çıkanlar, bunları bayrak gibi dalgalandırır.

Hakkıdır; babasından, atasından aldığı bir manevi nmirastır.

Anlatır, söyler; bununla gönenir.

Babasından aldığını, evladına verir.

Töre budur.

Çünkü kendi soyunu, sopunu, kökenini, inancını babasından atasından daha iyi kimsenin bilemeyeceğini bilir.

Kendine babasından, atasından başka soy-köken biçen varsa, orada bir sorun var demektir.

Ama bu bilgiler, sadece sözlü değildir.

Aleviliğin yazılı kaynakları ve çağdaş araştırmalar, bu sözlü bilgileri kesin şekilde doğrulamıştır.

Aleviler, Horasan’da Ali evlatları eliyle Müslüman olmuş bir zümredir.

Kılıç zoruyla, kaba kuvvetle, tehditle değil.

Yürekten, gönülden…

Severek, bağlanarak…

Kılıç zoru ile kendilerine saldıran Emevilere karşı üç yüz yıl boyunca şanlı bir direniş gösterdiler.

Dik durdular.

Kılıca, zora teslim olmadılar.

On binlerce can verdiler.

Onlarca şehirleri yerle bir oldu.

Yılmadılar.

Baş eğmediler.

Ne zaman ki, Ali evlatları vahyin evinden yayılan Ehl-i Beyt’in hikmetli sözlerini, Türk kitlelere fısıldamaya başladı…

İşte o zaman işler değişti.

Türkler, kitleler halinde Müslüman olmaya başladılar.

Ehl-i Beyt’e bağladılar.

Müslüman olan ilk Türk hükümdarı olan Satuk Buğra Han’ın Tezkire’sini açın okuyun.

Hz. Ali var, Ehl-i Beyt var; başkası yok!

2. Alevilik, İslam’ın Özüdür

Türk kitleler, Ali evlatları eliyle Müslüman olunca Ehl-i Beyt’e bağlandılar.

İslam’ı vahyin evinden öğrendiler.

Onların ahlakları ile ahlaklandılar.

Bugün bile geleneğe sahip hangi Alevi’ye sorarsanız sorun, Alevilik deyince, yol deyince aklına gelen birkaç kavramdan biri “vicdan”dır.

Alevilik vicdanını karartmamaktır.

Eline, beline, diline sahip olmaktır.

Elinle koymadığını almamaktır.

Hz. Ali gibi yiğit olmaktır, Hz. Ali gibi âlim olmaktır.

Hz. Fatıma gibi merhametli olmaktır; dik durmaktır, hakkını aramaktır.

Hz. Hasan gibi ağırbaşlı olmaktır, sabırlı olmaktır.

Hz. Hüseyin gibi adil olmaktır, cesur olmaktır.

Özetle; İslam’ın özü ve hakikati; Hz. Muhammed’in evinin içindedir.

Ve Aleviler, İslam’ı vahyin evinden öğrenmiştir.

3. Alevilik, On İki İmamcıdır

Alevilik, bugün olduğu gibi tarihte de On İki İmamcıydı.

Bugün Alevilik adı altında toplanan bütün topluluklar, On İki İmam’ın velayetine inanır.

Bu geçmişte de böyleydi.

Alevi ocaklarının önemli bir kısmı İmam Musa Kâzım ve İmam Ali Rıza’ya soylarını dayandırırlar?

Neden mi!

Çok açık: Zeydilik ve İsmaililik’ten farklı olduklarını göstermek için.

Alevi geleneğine göre; Aleviler, kabri Horasan bölgesindeki Meşhed şehrinde olan İmam Ali Rıza’nın manevi gölgesi altında Müslüman oldular.

Yine aynı geleneğe göre; Horasan’da Ali evlatları, kız alıp vererek Türk zümreler ile akraba oldu.

Alevi ocakları da bu şekilde teşekkül etti.

4. Alevilik’te Dört Kapı Kırk Makam Sistemi Esastır

Bütün İslami mezhep ve tarikatlardan Aleviliği ayıran en önemli özellik, Dört Kapı Kırk Makam sistemidir.

Buna On İki İmam Şiası da dahil.

Başka hiçbir İslami mezhep ve tarikatta bu sistem yok.

Kaynaklara göre, Pir-i Türkistan Hoca Ahmet Yesevi, Hz. Ali’ye dayandırdığı bir hadise binaen bu sistemi kurmuş.

Hadis ve tarih kaynaklarında böyle bir hadise şimdiye kadar rastlamadık.

Ama Şia’nın en sağlam hadis kaynaklarından Usul-i Kâfi’de İmam Cafer Sadık, kırk makamdan olmasa da “dört kapı”dan bahsediyor.

Bununla birlikte Dört Kapı ve Kırk Makam’ın Kur’anî temelleri var.

Tartışmasız!

Dört Kapı Kırk Makam, insanı en çiğ halinden alarak, insan-ı kamil yapan müfredatın adı.

Dört Kapı’yı, dört katlı bir bina gibi düşünün.

Her kat arasında onar tane basamak olsun.

Bunlar da Kırk Makam.

İlk kapı Şeriat.

İnsanı en ham halinden alıyor ve geleneksel İslami inanç ve ibadetlerle terbiyeye başlıyor.

Nefs-i emmare burada “yol”a sokuluyor.

Tarikat bir üst aşama: Nefsi-i Levvame.

Binanın ikinci katı.

“Gönül” burada devreye giriyor.

“Kalp gözü” açılmaya başlıyor.

Müminler, burada “Allah’ı şiddetli sevmeye” başlıyorlar.

Çünkü kalp, Allah’ın haremi.

Başkasına, başka şeye yer vermiyorsun orada.

Üçüncü kat, Marifet.

Yani Nefs-i Mülhime…

Nefsin terbiyesine devam ediyorsun.

Gönül gözünü açmaya, bakışına netlik kazandırmaya devam ediyorsun.

Sürekli bir yolculuk bu!

Ve en üst kat Hakikat.

Nesif mutmain oluyor burada: Nefs-i Mutmainne.

Allah’ı “gönül gözü” ve “iman hakikatleriyle” burada görüyorsunuz.

Alevi geleneğinde “toprak olmak” burada gerçekleşiyor.

Hz. Muhammed’in “Ölmeden önce ölünüz” hadisi burada anlamını kavrıyor…

Hz. Ali’nin “Görmediğim Rabb’e tapmam” sözüne burada vasıl oluyorsunuz…

“Alevilik” yani “Yol”; tam olarak işte budur.

Bu yolda, yoldaş Hz. Hızır’dır.

Yolbaşçı Hz. Ali’dir.

Mürşit Hz. Muhammed’dir.

Gerisi mi?

Gerisi “Yol Yezidi”dir…

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz