Tahtacı Türkmenleri İle İlgili Çalışma

Tahtacı Türkmenler bugün yurdumuzda Adana’dan başlayarak Mersin, Antalya, Muğla, Aydın, Isparta, Burdur, Denizli, İzmir, Manisa, Balıkesir ve Çanakkale illerinde yaşayan Alevi inançlı Türklerdir. Akdeniz bölgesinde yaşayanları kendilerini Tahtacı olarak tanımlarken, Ege bölgesinde yaşayanları kendilerini Türkmen olarak tanımlarlar. Genellikle köylerini orman yakınlarında kurmuşlardır. Orman işçiliği ile uğraşırlar. Eskiden ormanlarda ağaçlardan kereste üreterek yaşamlarını sürdürüyorlardı. Cumhuriyetin ilanından sonra yerleşik hayata geçmişler ve tarımla uğraşmaya başlamışlardır. Bugün Adana ve Mersin Tahtacılarından hala gezici orman işçiliği yapanlar vardır. Bunlara gittikleri yerlerde Adanalı adını verirler. Ege Tahtacılarının neredeyse tamamı yerleşik hayata geçmiştir. Onlardan da hala orman işçiliği yapanlar vardır.
Tahtacıların kökenleri konusunda pek çok araştırmacı araştırmalar yapmıştır. Bu araştırmaların çoğu bilimsel olmaktan ziyade belli bir amaç için yapılmış araştırmalardır. Bundan dolayı bu araştırmaları okuyan okurların kafası karışmaktadır. Hele Tahtacı gençlerinin kafası daha da karışmaktadır.
Tahtacılar kolastar denilen bıçkıları ile tahta üretip satarlarken 18. y.y.da İngiltere’de Büyük Sanayi devriminin ortaya çıkması ile buhar gücü devreye girmiştir. Bu gelişmeler çelik şerit bıçkılarında ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu şerit bıçkılar dağlarda şelalelerin altında kurulmuştur. Böylece elle üretilen kereste yerine su ile çalışan bıçkılarda üretilen keresteler ortaya çıkmıştır. Bu keresteler daha düzenli ve kalitelidirler. Bir bu durum, bir de gemicilikte buhar gücünün kullanılması sonucu 1800’lü yılların başında çelik gemiler denizlerde boy göstermeye başlamıştır. Gemilerin demirden yapılmaya başlanması tahtaya olan ihtiyacı azaltmıştır. Bu durumda Tahtacılık mesleğinin zora girmesine neden olmuştur. Çünkü keresteye olan ihtiyaç azalmış, azalan ihtiyacı da yine sanayi devrimi ürünü olan şerit bıçkılar karşılamaya başlamıştır. Bütün bu ekonomik gelişmeler karşısında Tahtacılık mesleği zora girmiştir. 19. y.y.da ayrıca Osmanlı İmparatorluğu ormanları gelir temin etmek için özelleştirmeye başlamıştır. Bu özelleştirme çalışmaları da Tahtacıların ormanlardan atılmasını getirmiştir. Tıpkı 20. y.y.da ormanların Milli Park ilan edilerek Tahtacıların yine ormandan atılmaları gibi. Bugün Kazdağında hala bu su bıçkılarının adı yaşamaktadır. Tahtakuşlar köyünün üstünde Kuruçay deresinin üst bölümünün adı hala Bıçkı deresidir. Yine Kazdağının zirvesinin hemen altında bir yerin adı Ulaf’ın bıçkısıdır. Ulaf Bulgar’dır. Bıçkı deresindeki bıçkı ise Rumlarındır. Yani azınlıkların. Zaten ormanları da bu azınlıklar kiralamakta ve bu kiraladıkları ormanlardan elde ettikleri keresteleri satmaktadırlar. Bu durumda Tahtacılara iki şey yapmak kalmaktadır. Bunlardan birisi ormanda kaçak kesim yapıp ucuz olarak satmak, diğeri ise dağ eteğine inerek yerleşik Sünni köylerin tarlalarında tarım işçiliği yapmaktır. Tahtacılar her ikisini de yapmışlardır. Sünni köylerin tarım işçisi olanlar en erken yerleşik hayata geçenler olmuşlardır. Bunlar zaman içinde köylerinin yanındaki ormanları açarak tarım alanı haline getirmişlerdir. Cumhuriyetin ilanından sonra dağda kaçak kereste kesen Tahtacılarda dağdan kendilerine uygun Tahtacı köylerine yerleşmişlerdir. Bu yerleşmeler sırasında pek çok yer değiştirme olmuştur. Edremit civarındaki köylere gerek Bayramiç’ten gerek Bergama’dan, gerek Balıkesir’den Tahtacılar gelerek yerleşmişlerdir. Bu yerleşme özellikle 1950’li yıllardan sonra artık oturmuştur. Göç bu tarihten sonra köyler arasında değil yurt dışına Almanya’ya yapılmıştır.
19. y.y.da sanayi devrimini yapıp hem ucuz üretim yapan hem sanayisi için hammaddesi artan Batılı ülkeler kendilerine hem pazar hem de hammadde temin alanı araştırmak için sömürgecilik faaliyetlerine başlamışlardır. Bu faaliyetleri sırasında Anadolu’yu tanımak için batılı bilim adamları incelemeler için Anadolu’ya gelmeye başlamışlardır. Fransız Charles Texier 1830’lu yıllarda ünlü “Küçük Asya”sını yayınlamıştır. Bu araştırmacılardan Tahtacılarla ilk ilgilenen Alman bilim adamı F. Luschan olmuştur. 1886 yılında ilk defa Tahtacılarla ilgili yayınını yapmıştır(l). Luschan Tahtacıları antik Lykienler’in devamı görmüştür. Araştırmalarını güney Ege ile batı Akdeniz’de yapmıştır. Kuzey Ege ile doğu Akdeniz’e gitmemiştir. Luschan’dan önce Humann 1880 yılında Tahtacılardan söz etmiş ama yayın yapmamıştır. Onun çalışmalarından Bittel bahsetmiştir.
Batılı bilim adamlarının ortak görüşleri Tahtacıların ya Antik Ege halklarının torunları oldukları, ya da eskiden Hristiyan olup daha sonra sözde Müslümanlığa geçmiş gizli Hristiyanlar olduklarıdır. Bu arada Osmanlı İmparatorluğu’nda da birçok gelişme vardır. 1908’de 2. Meşrutiyetin ilanından sonra devlette çeşitli fikirler gelişmiştir. Bunlardan birisi Osmanlıcılık, diğerleri Batıcılık, İslamcılık ve Türkçülüktür. 1913 yılında azınlıkların Osmanlıcılık altında, Araplarında İslamcılık altında tutulamayacağını gören İttihat ve Terakki Fırkası batıcılığında yozlaşma getireceğini görmüş ve Türkçülükte karar kılmıştır. Türkçülükte karar kılındıktan sonra bazı bilim adamlarını Anadolu’yu incelemeye göndermiştir. Baha Sait Alevileri incelemekle görevlendirilmiştir. Baha Sait incelemelerine Edremit yöresinden başlamıştır. 1917 yılında Bayazıt Türk Ocağı derneğinde gençlere Tahtacılarla ilgili bir konferans vermiştir(2). Baha Said batılı araştırmacıların tersine Tahtacıların öz be öz Türk olduklarını eski Türk inançlarını devam ettirdiklerini yazmaktadır. Baha Said’in yazdığı yazıları Nejat Birdoğan yayınlamıştır(3). İttihat ve Terakki Fırkasının döneminde bu fırkanın ideoloğu Ziya Gökalp’te yazdığı “Türk Töresi”nde Tahtacıları Ağaçerilerin torunları olarak göstermiştir. Böylece Tahtacıların kökleri ortaya çıkmıştır. Cumhuriyet döneminde İlahiyatçı Yusuf Ziya Yörükan, Tahtacılar hakkında alan araştırmaları yapmıştır. İncelemelerini Darülfünun İlahiyat Fakültesi Dergisinde yayınlamıştır. Bu makaleleri daha sonra gerek Mustafa Destereci tarafından, gerekse oğlu Turhan Yörükan tarafından kitap olarak yayınlanmıştır. Yusuf Ziya Yörükan’da araştırmalarında Sünni kaygılar taşımıştır. Bundan dolayı Tahtacı geleneklerini Sünni ölçü ile ölçmüştür. Bu ise araştırmayı biraz gölgelemektedir. 1948 yılında bu sefer Bergama Zeytindağı’nda öğretmen A. Yılmaz “Tahtacılarda Gelenekler” adında bir yayın yapmıştır(4). Sayın Yılmaz’da Tahtacıları tam olarak Türkmen görüp onları Balkanlardan getirmiştir. Ocak sistemine değinmemiştir. Onları eski Türk inançlarının yaşatıcısı olarak görmüştür.
Tahtacılarla ilgili yazılar 1977 yılına kadar kesilmiştir. Bu tarihte ülkenin sağ sol kavgası yaşaması yüzünden Tahtacıları Sünnileştirerek kardeş kavgasına son vereceği düşüncesi ile Mehmet Eröz “Türkiye’de Alevilik ve Bektaşilik” isimli kitabını yayınlamıştır. Bu kitabında Tahtacıların ve diğer Alevilerin öz be öz Türk oldukları ve eski inançları yaşattıkları üzerinde durmuştur. Yalnız Sünnileşirlerse daha iyi olacağını da özellikle vurgulamıştır. Kendisine, 1610 yılında padişah 1. Ahmet’e Celali isyanlarının son bulması için Alevi sorununun çözülmesi gerektiğini, bunun içinde her Alevi köyüne bir Sünni imam atanmasını tavsiye eden Aziz Hüdayi’yi referans almıştır. Bu referans kitabın asimilasyon kitabı olduğunu gösterir. Amacı sağ-sol kavgasını Alevileri Sünnileştirerek sona erdirmektir. Çünkü Alevilerin çoğu sol yandaşıdır.
1986 yılında ilk defa bir Tahtacı Tahtacılarla ilgili bir kitap yayınlamıştır. Bu Rıza Yetişen’dir. Rıza Yetişen “Tahtacı Aşiretleri” isimli kitabını yayınlamıştır(5). 1990’lı yıllarda İsmail Engin Tahtacılarla ilgilenmeye başlamış ve çalışmalarını çeşitli dergilerde yayınladıktan sonra 1998 yılında “Tahtacılar “isimli kitabını yayınlamıştır(6). Bu arada 1995 yılında Murut Küçük de “Cemaat-ı Tahtacıyan” isimli bir kitap yayınlamıştır. 1993 yılından itibaren Tahtakuşlar Köyü Etnoğrafya Galerisi kurucusu Öğretmen Alibey Kudar’da çeşitli broşürler ile Tahtacıları tanıtmaya başlamıştır. Bu yıllarda Antalya’dan Ali Aksüt’te Tahtacılarla ilgilenmeye başlamış ve çeşitli dergilerde araştırmalarını yayınladıktan sonra “Önce Türkmen Sonra Tahtacı” isimli kitabını yayınlamıştır(7)
2000’li yıllarda ise Mersin yöresi Tahtacılarını anlatan kitaplarda yayınlanmaya başlanmıştır. Burada Nilgün Çıplak ile Ali Biricik yazarlardır. Bu yazarlarda Tahtacıların öz be öz Türk olduklarını ve eski inançları devam ettirdikleri tezini savunmaktadırlar. 2010 yılında ise Ispartalı Emekli Öğretmen Tahtacı oğlu Veli Asan “Tahtacı Türkmen Alevileri” isimli kitabını yayınlamıştır(8). Veli Asan araştırmalarına 1954 yılında başlamış ve araştırmalarını Türk Yurdu dergisinde yayınlamıştır. Daha sonra Cem Dergisinde Tahtacılarla ilgili yazılar yayınlamıştır. Yine “Tahtacı Türkmen Ozanları” isimli kitap ile Tahtacıların şiirsel özelliklerini ortaya çıkarmıştır(9). Nacizade bendeniz de 1990’lı yıllardan itibaren Tahtacılarla ilgili yaptığım araştırmaları çeşitli dergilerde ve sempozyumlarda sunmaktayım.

SONNOTLAR
(1)Engin İ. -1998-Tahtacılar-Ant Yay. İst. s:15-16
(2)Baha Said Bey-2000-Türkiye’de Alevi-Bektaşi, Ahi veNusayri Zümreleri-Kitabevi Yayına Hazırlayan. İsmail Görkem, İst. s:23 v. d.
(3)Birdoğan N. -1994-İttihat ve Terakki’nin Alevilik-Bektaşilik Araştırması-Berfin yay. İst.
(4)Yılmaz A. -Yılma1948-Tahtacılarda Gelenekler-Ulus Basımevi, Ankara
(5)Yetişen R. -1986 –Tahtacı Aşiretleri-Memleket Ya. İzmir
(6)Engin İ. -1998-Tahtacılar-Ant, İst.
(7)Aksüt A. _2003-Önce Türkmen Sonra Tahtacı-İst.
(8)Asan V. -2010-Tahtacı Türkmen Alevileri-Kardelen Sanat Yay. Isparta
(9)Asan V. -1997-Tahtacı Türkmen Ozanları-Kültür Bakanlığı Yay. Ankara

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz