Sinan Kahyaoğlu yazdı…

GİRİŞ:

Efsaneler insanlar tarafından anlatılan olağan üstü olaylardır. Her toplumun oluşturduğu efsaneleri mevcuttur. Efsanelerin ne zaman oluşturuldukları hakkında bir bilgi yoktur. Efsaneler kendiliğinden oluşurlar. Birisi bir şey söyler ve onun söylediğini başkaları dinler ve onlarda bir şeyler ekler ve söylence gittikçe büyür ve şekillenir. Ama her efsanenin altında mutlaka bir gerçek yatmaktadır. Zamanla efsane gerçeği örter ve gerçek görünmez olur.

Yine bazı toplumlar bulunduğu yerlerden göç etmek zorunda kalınca yanlarında efsanelerini de götürürler. Böylece o efsanelerin söylenceleri o toplumun geçtiği yolları gösterir. Yeni gidilen yerlerdeki yeni duyumlar taşınılan efsaneye yeni katılımlar sağlar. Efsane zenginleşir. Bazen yeni karşılaşılan kültürlerden alınan söylenceler ile efsane yeni bir kimliğe bürünür. Eski söylencesi ile arasında bir benzerlik kalmaz gibi görünse de aralarındaki ilgi ustaların fark edebileceği şekilde incelir..

Türkler Orta Asya’dan Anadolu’ya doğru yaptıkları yolculukta efsanelerini de taşımışlardır. Efsanelerin kökenleri Şamanizm inançlarıdır. Şamanizm doğayı kutsayan ve onu öne çıkaran bir inançtır. Gittikleri coğrafyalarda yeni inançlar ile karşılaşmışlar ve bazen gönüllü, bazen zorla bu yeni inançları kabul etmişlerdir. Türkler bu şekilde toplam 8 dini benimsemişlerdir. Her benimsedikleri dinde eski inançlarının kalıntıları mevcuttur. Kendi inançları ile yeni karşılaştıkları inançları sentezlemişler ve öyle kabul etmişlerdir. Kabul ettikleri  dinlerin sahipleri ise onların bu özelliği nedeniyle onları gerçek dindar olarak kabul etmemişlerdir. Onları takiyye yapıyor  diye suçlamışlardır. Oysa onlar kendi inançları ile yeni inancı sentezlediklerinden dolayı yeni inancı daha kolay kabullenmişlerdir. O yeni inanca da yeni bir dinamizm kazandırmışlardır. Sarıkız efsanesi de bu şekilde Asya’dan Anadolu’ya taşınan efsanelerdendir. Göktanrı inancının İslam inancı içinde gizlenmiş halidir. Sarıkız Asya’dan Anadolu’ya izler bırakarak gelmiştir. Bugün Kırgızistan’daki bulunan Issık gölde de aynı şekilde bir efsane mevcuttur. Anadolu’daki Sarıkız efsanesi ile Issık göl efsanesi arasında büyük benzerlikler vardır.

SARIKIZ:

Türk kültüründe Sarı kelimesi güneşi simgeler. Güneşin sarı ışınları dünyaya ışık ve bereket verir. Bundan dolayı sarı bereket ile eş anlamlıdır. Kız ise iffeti, namusu ve neslin temiz sürmesini simgeler. Bundan dolayı Sarıkız Göktanrı inancında neslin bereketli temiz sürmesini simgeleyen bir motiftir. Bu inançta Sarıkız Göktanrı’nın kızıdır. Çocukları doğurtan odur. Doğan çocuğun yaşaması için süt gölünden bir damla süt alır ve çocuğun ağzına bırakır. Bu şekilde çocuğun yaşamasını sağlar. Dolayısı ile nesil onun gayreti ile yaşar. Türk ulusu onun gayreti ile dünyaya gelip yaşamıştır. O ulusu yaşatan ana tanrıçadır. Bazı kaynaklarda Sarıkız’a Ayzıt veya Umay ana denildiği de olur. Göktürk yazıtlarında Kültiğin anası için Umay ana gibi terimini kullanmaktadır. Umay ana koruyucu anadır. Gökyüzünde 16.ncı katta yaşar. Yeni doğan çocuk ise Tanrı katından gelir. Çocuğu Tanrı verir. Yaşamın başladığı nesne ise yumurtadır. Bundan dolayı yumurta hayatın başlangıcıdır. Her yumurta yeni bir hayat oluşturmaz ama her hayat mutlaka bir yumurtadan başlamıştır. O zaman doğaya bakılmış ve en yüksekte olan ve dolayısı ile Tanrıya en yakın  yumurtanın onun katından geldiği kabul edilerek kutsanmış olmalıdır. Bu yumurta ise en yükseğe çıkan kuş olan Kaz yumurtasıdır.

Yaban kazları dünyada en yükseğe çıkabilen kuştur. Himalayaları aşarlar. Bundan dolayı yüksek dağlara çıkan dağcılar kaz tüyünden yapılmış giysiler giymek zorundadırlar. Bu özelliğinden dolayı  kaz yumurtası Tanrısal kattan gelen yumurta hayatın başlangıcı kabul edilmiş ve kutsanmıştır. Bunun için Kaz’da kutsanmıştır. Kazın kutsanmasından sonra Kaz nesli devam ettiren tanrıça Sarıkız ile ilişkilendirilmiş ve Kaz Sarıkız’ın kutsal kuşu yapılmıştır. Günümüzde bu gelenek kaz yerine leyleğe dönmüş ve çocukları leylekler getirir denilmiştir. Leyleğin getirdiği, havadan Tanrısal kattan hayatın başlangıcı olan yumurtadan yeni bir hayat getirilmektedir. Göktanrı inancının yaşatılmasıdır.

Yine Sarıkız doğan çocuğun yanından 40 gün ayrılmaz.40 gün çocukla beraber olur.40 gün sonra çocuğu bu dünyaya teslim eder ve ayrılır. Bu 40 gün içinde çocuk yalnız bırakılmaz. Bu süre içinde çocuk çevresini tanımaz. Zaman zaman kendi kendine gülümser. Anne ve babalar çocuğun meleklerle konuştuğuna inanır. Oysa Sarıkız yanındadır. Bazen loğusa anne ile sorunlar olur ve Sarıkız loğusa anneyi rahatsız eder. Buna Türk toplumunda Al basması adı verilir. Bunun için loğusa anne de yalnız bırakılmaz. Başına mutlaka kırmızı bir bez sarılır. Amaç Sarıkız’ın onu rahatsız etmemesi ve çocuğu sağlıklı bırakması inancıdır. Neslin sağlıklı devamı için Sarıkız’a da kurbanlar kesilir ve ondan sağlıklı çocuklar istenir. Sarıkız incitilmez.

Bu inançlar Anadolu’ya göç sırasında aynen taşınmıştır. Ama Türkler özellikle 10.y.y.da İslamiyet’e girmeye başlayınca İslam dini bu kadim inançlar ile çatışmaya başlamıştır. Yönetim kademesindeki Türkler sünni İslam’a çabuk girerlerken halk Ahmet Yesevi gibi kamların eşliğinde eski inançları ile İslam’ı sentezlemeyi başarmıştır. Böylece bugün Alevilik denilen İslam anlayışı ortaya çıkmıştır. Aleviliğe  Türkmenler ise “Türkmenlik” adını vermişler ve bu şekilde yaşamaya başlamışlardır. Onlara Alevilik adı ise 19.y.y. sonunda Avrupalılar tarafından verilmiştir.

Bugün Anadolu’da Balkanlarda, Azerbaycan’da Türkmenistan’da Sarıkız kültürü yaşatılmaktadır. Anadolu’da pek çok yerde Sarıkız türbesi vardır. Bunlar yatır olarak ziyaret edilmektedir. Erzurum türküsü olan Sarı gelin türküsü Türklerin Sarıkız kültüründeki Sarıkız’ı anlatan türküdür. Kayseri’nin Sarız ilçesinin adı aslında Sarıkız’dır.Adana,Afyon,Ankara,Antalya,Amasya,Balıkesir,Bolu,Bursa,

Çankırı,Çanakkale,Edirne,Eskişehir,İçel,İstanbul,Kars,Kayseri,Kırıklale,Konya,Kütahya,Malatya,Manisa,Muğla,Niğde,Sivas,Tekirdağ,Tokat, Trabzon, Uşak, Yozgat, Makedonya, Selanik’te Sarıkız türbeleri ve söylenceleri bulunmaktadır. Sarıkız ile İslamiyet’i sentezleyen Türkmen kocaları İslamiyet’teki Fatma ana inancı ile Sarıkız’ı birleştirmişlerdir. Sarıkız’ın eli Fatma ananın eline dönmüştür. Bütün bu Sarıkız yatırlarının bulunduğu yerlerde o yatırla ilgili bir de efsane oluşmuştur. Bu efsanelerin ortak özelliği sünni varyantlı olmasıdır. Haksızlığa uğramış temiz bir kızın hayatını anlatan efsanelerdir. Biz bu efsanelerden Kazdağı’ndaki Sarıkız efsanesi ile Issık göl efsanesini karşılaştıracağız.

KAZDAĞINDA SARIKIZ:

Kazdağı Edremit körfezinin kuzeyinde doğu batı yönünde uzanan bir dağdır. En yüksek noktası 1776m.dir. Dağın eski adı İda olup Homeros’un İlyada destanında geçer. İlyada’ya göre baş tanrı Zeus Truva savaşlarını bu dağın Gargara doruğundan izlemiştir. Dağ antik çağlarda tanrıların yaşadığına inanılan Olimpos dağlarından birisidir. Dağa Karesi Beyliği zamanında Sarı Saltuklu Alevi Türkmenler gelmişler ve Karesi Bey bunları İda dağına yerleştirmiştir. Bu Türkmenler dağın adını Kaz dağına çevirmişlerdir. Dağın güneye bakan tarafındaki tepeye antikçağlarda  Ayda tepesi denilip üzerinde ana Tanrıça tapım merkezi bulunmakta imiş. Anlatılanlara göre Bu tepenin eteğinde bir mağara varmış ve kurbanlar bu mağaranın önünde kesilirmiş. Bu mağaranın girişi bugün kapanmış durumdadır. Defineciler bu mağarayı yana yakıla aramaktadırlar. Bu tepenin hemen altında ise antik Kyrsa kenti varmış. Bugün buraya Gölcük adı verilmektedir. Bilge Umar’a göre kentin adı Luvice olup Ana Tanrıça tapım kenti anlamındadır. Hıristiyanlık döneminde bu kültür sona ermiştir. Sarı Saltuklu Türkmenler dağa kendi mühürlerini vururlarken bu tepeye Sarıkız tepe adını vermişler ve tepenin üzerinde Sarıkız makamı oluşturmuşlardır. Bugün Kazdağı Tahtacı Türkmenleri bu Sarı Saltuklu Alevi Türkmenlerin torunları olarak hala Sarıkız yatırını ziyaret edip ona Ağustos ayı içinde kurbanlar kesmektedirler.

1915 yılı içinde Osmanlı hükümeti  Türkçülük araştırmaları kapsamında Baha Said’i Alevileri araştırmakla görevlendirmiştir. Baha Said Bey Kazdağı’na gelmiş ve Kazdağı Tahtacı Türkmenlerini incelemiştir. Bu araştırmalar ile Kazdağı’ndaki Sarıkız efsanesi tespit edilebilmiş ve kayda geçirilmiştir.  Bu efsaneye bugün Alevi varyantlı efsane adını vermekteyiz. Bu efsaneye göre Sarıkız Hz.Ali’nin kızıdır. Fatma ana Tanrı’ya “iki oğlum var, bana bir de kız evlat ver” diye yalvarmıştır. u dileği kabul edilmiş ve Sarıkız doğmuştur. Fatma ana Sarıkız’ı Hz.Ali’ye götürmüş ve göstermiştir. Hz.Ali “Benim iki gözüm iki oğlum var bu kızı  ne yapayım. Onu Salman’ı Farisiye ver o baksın demiştir. Fatma ana Sarıkız’ı Salmanı Farisi’ye vermiştir. Salmanı Farisi de Sarıkız’ı alarak Kazdağı’na getirmiş ve burada dağın doruklarında büyütmeye başlamıştır. Kız büyümüş ve güzelleşmiştir. Salmanı Farisi’ye babasını ve anasını görmeyi istediğini ve onları çok özlediğini belirtmiştir. Sarıkız burada bu özlem ile ölmüş ve buraya gömülmüştür. Her ağustos ayında onun sevdalıları türbesini ziyaret edip kurbanlar kesmektedirler. Baha Said Bey burada birde nesef bulmuştur. Nesefin tapşırması yoktur. Nesef şu şekildedir

Hey kurbanın olam Zülfikar Ali

Sen yarattın yeri göğü ezeli

Dünyalar görmemiş böyle güzeli

Hey kurbanın olam Zülfikar Ali

 

Fatma nurundan Kabe’ye düşen

Mevla nefesinden süzülüp geçen

Sarıkız elinden doldurup içen

Hey kurbanın olam Zülfikar Ali

 

Eşiğin yanında yan yatan sultan

Sarıkız divanında kurulan aslan

Sırrı esrarını bilendir Selman

Hey kurbanın olam Zülfikar Ali

 

Malımı canımı helal aldın mı?

Arzımı kanımı helal aldın mı?

Sarı sultanımı helal aldın mı?

Hey kurbanın olam Zülfikar Ali

 

Baha Said Bey  yaptığı araştırmada bugün Edremit yöresinde çokça rastlanan sünni varyantlı efsaneyi ise bulamamıştır. Tahtacı Türkmenlerinin Narlıdere’den gelen bir dede eşliğinde görkemli cemler yaptığını belirtir. Sarıkız’a sünni yörüklerin yaptığı ziyaretlerden bahsetmez.

Nezihe Araz ise  1950’li yıllarda yöreye yaptığı ziyarette Anadolu evliyaları için malzeme toplarken Edremit’te sünni varyantlı Sarıkız efsanesi bulur ve kayda alır. Bugün bu efsane çok yaygındır. Bu efsaneye göre Sarıkız’ın babası Güre köyünden yada Kavurmacılar köyünden bir çobandır. Sarıkız’ın anası ölmüştür ve onu babası büyütmektedir. Sarıkız büyümüş ve evlenecek çağa gelmiştir. Babası ise hacca gitmek istemektedir. Kızını köyünden komşusuna bırakıp hacca gider. Babası hacca gidince kızı isteyen delikanlılar komşudan kızı isterler. Sarıkız ise evlenmek istemez. Bunun üzerine Sarıkız’a iftira atarlar. Babası hacdan dönünce bu iftiraları duyar ve çok kızar. Kızını öldürmek için alır ve dağın doruklarına götürür. Burada kıyamaz ve onun yanına eğlensin diye iki kaz bırakır ve geri döner. Yolda da bir koyun keser ve kızının elbisesini koyunun kanına bulayıp köyüne gösterir. Aradan zaman geçer dağa çıkar köylüler çobana kızının ölmediğini ve dağda yaşadığını belirtirler. Çoban bunun üzerine bir kış günü kızını aramak için Kazdağı’nın doruklarına çıkar. Yolunu kaybeder, kızı onun önüne çıkıp ona yol göstererek bugünkü Sarıkız tepesine getirir. Baba kız birbirlerine sarılırlar. Babası kızına abdest almak istediğini söyler. Kız ise çabuk olsun diye elindeki tası uzatır ve Edremit körfezinden doldurur ve babasına uzatır. Babası suyun tuzlu olduğunu görünce sorar. Sarıkız’da çabuk olsun diye denizden doldurdum der. Bunun üzerine babası kızının ermiş olduğunu anlar ve orada Hakka yürür. Sarıkız babasını karşı tepeye defneder. Kendisi de Hakka yürür. Yöre insanı da onu Sarıkız tepeye defnederler. Nezihe Araz yörede yaptığı araştırmada Alevi varyantlı efsaneye de rastlar fakat onu pek beğenmez. Kazdağı eteklerinde bugün Tahtakuşlar, Yassıçalı, Kavlaklar, Arıtaşı, Doyran ve Bayramiç köylerinden Türkmenler ağustos ayı içinde Kazdağı’nın Kartalçimen yaylasına çıkıp orada 10 gün konaklarlar ve burada Sarıkız ve babası Cılbak Baba için kurbanlar keserler. Kavurmacılar köyü ise Sarıkız tepenin hemen altında Güre köyünün üstünde bir yörük köyüdür. Bu köylüler ise Sarıkız’a günü birlik çıkıp onun çevresinde tavaf yaparak ziyaret ederler ve köylerinde toplanarak Sarıkız hayırı yaparlar. Bugün bu hayırı Edremit Belediyesi üstlenmiş durumdadır.

ISSIK GÖL EFSANESİ:

Issık göl Kırgızistan’ın doğusunda Tanrı dağları arasında bulunan bir göldür. Suları az tuzlu olup kışın buz tutmaz. Bundan dolayı yöre insanı bu göle sıcak göl anlamında Issık göl der. Burası dünyadaki karaların merkezi konumundadır. Gölden her tarafa eşit uzunlukta denize ulaşılır. Göl bir göze benzer. Tanrı dağlarının üzerindedir. Dağ gölüdür. Kuzeyinde ve güneyindeki dağlar üzerinde kalıcı karlar mevcuttur. Gölün uzunluğu 182km.genişliği ise 60 km.dir.En derin yeri 668m.dir. Gölün güneyinde Mancılı Ata yatırı bulunur. Kuzeyinde ise Çolpan Ata kenti vardır. Çolpan Ata’nın kuzeyinde dağların eteğinde ise Alma Ata kenti bulunmaktadır. Issık göl çevresindeki kısa gezintimde Mancılı Ata civarında  ruhsal olaylar olduğunu duydum. Sovyetler döneminde uzay araştırmaları için uzaya gönderilen kozmonotların rehabiletisi için buraya getirildiklerini öğrenince şaşırdım. Çolpan Ata civarında Issık göl için bazı efsaneler bulunmaktadır. Rehberim Kırgız delikanlı Şergeldi Çolpan Ata tarafında kayalarda bir kız silueti ile babasının siluetinin bulunduğunu belirtmişti. Issık göl çevresinde birkaç benzer efsane bulunmaktadır. Ortak özellikleri şudur. Burada bir zamanlar göl yoktur. Verimli bereketli bir ova vardır. Burada ise zalim bir han hüküm sürmektedir. Dağın eteğinde ise bir çoban kızı ile beraber yaşamaktadır. Kız büyümüş ve güzelleşmiştir. Zalim han kızın güzelliğini duyar ve onu ister. Kız han ile evlenmek istemez. Han ise kızı evlenmeye zorlar. Bunun üzerine kız üzüntüsünden ağlamaya başlar ve kızın gözyaşlarından Issık göl oluşur ve hanın yurdunu yutar. Kız ve babası ise gölün kenarında Hakka yürürler ve oraya defnedilirler. Bugün gölün kıyısından Çolpan Ata’ya doğru bakılırsa kızın ve babasının siluetleri görülür.

SONUÇ:

Issık göl efsanesi ile Sarıkız efsanesi arasında büyük benzerlikler bulunmaktadır. Her iki efsanede de istemedikleri evliliğe zorlanan iki kız vardır. Kızlar bu kötü kişiler ile evlenmeyi istememişlerdir. Fakat kötü kişiler kızlar ret edince onlara iftira atmışlar ve kızların hayatlarını karartmışlardır. bunun üzerine kızlar ağlayarak birinde göl oluşturmuş, diğerinde ise dağda su için elini denize uzatabilmiştir. Issık gölde kızın göz yaşları ile gölün oluşması sonunda kız ve babası ölmüş, Sarıkız’da ise kızın denizden su doldurması ile kız ve babası ölmüştür. Alevi varyantında kızın babasını ve anasını görmek istemesi ile ölmüştür.

Evlenmemiş kız Türk töresinde temizliğin iffetin sembolüdür. O ailenin namusudur. Genellikle bu temizliğe kötüler musallat olmak isterler. Kızlar bu kötülüğe erdemleriyle karşı çıkarlar ve sonuçta iffetlerini koruyarak Hakka yürürler. Sarıkız romanını yazan Havranlı Ali Erdin de Sarıkız tepesinin hemen altında bulunan ve yöre insanının dökük dediği kayalıklarda bir kız siluetinin fotoğrafını çektiğini belirtmişti. Yazdığı romana da bu fotoğrafı koymuştu.

Türk kültürünün ortak noktalarını ortaya çıkarmak için Orta Asya’dan Balkanlara kadar geniş araştırmaların yapılması gerekir. Umarım bu araştırmalar yapılır ve bu güzel kültür kodları ortaya çıkarılır.

 

Kaynakça:

 

Aksüt A.-2005-Sarıkız(Fatma Ana),Yön Matbaacılık, Antalya

Birdoğan N.-1995-İttihat ve Terakki’nin Alevilik-Bektaşilik Araştırması(Baha Said Bey),Berfin Yay. İst.

Araz N.-1988-Anadolu Evliyaları, Atlas Kitabevi, İst.

Kahyaoğlu S.-1995-Kazdağı Tahtacı Türkmenlerinde Sarıkız Efsanesi ve Dağ Kültü, Yayınlanmamış Araştırma, Edremit

Erdin A.-1999-Kazdağı’nın Sarıkız Efsanesi, Kazdağ Yayınevi, Edremit

www.simurgunsedası.com.

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz