Yirmi yedi yıl önce meydana gelen, ancak hala kamu vicdanında açtığı yara kanamaya devam eden hiç kimsenin “olayın sorumluları cezasını bulmuştur”,diyemediği bir olaydan söz edeceğiz. Evvel ahir hatırlamayı dahi istemediğim, bu konuda konuşmayı ya da yazmayı dahi acı verici saydığım bir olaydır.
Olay devletimiz ve milletimizin tarihinde kara bir lekedir. Utanç verici bir durumdur. Ancak işgal güçlerinin yapabildiği bir hunharlığı kendi insanlarımız yine kendi yurttaşlarımıza uygulamıştır.
Olay eski tabirli “irticai bir vakadır”. Yeni terimlerle İslamcıların neden olduğu bir olaydır. Olayı nasıl tanımlarsak tanımlayalım açıkça devlet düzenine, devlet otoritesine bir başkaldırıdır. Pir Sultan Abdalı Anma Etkinliği ve bu düzenlemede yer alan kişilerin kimi özellikleri , ”Ağır tahrik var” gibi söylemler geçersizdir, sudan bir bahanedir.
Otelin önüne gelen güruhun yolda attığı sloganlar açık ve net bir şekilde, bu olaya karışan kişilerin devlet, cumhuriyet ve demokrasi düşmanı olduklarını ortaya koymaktadır. Örneğin:
“Cumhuriyet Sivas’ta kuruldu burada yıkılacak.”Şeriat isteriz” gibi sloganlar, yobazların niyetlerini fikirlerini açıkça ortaya koymaktadır.
Bu olayda çoğu Alevi olmak üzere 33 yazar ve düşünür ve iki otel personeli yaşamını yitirdi. Bu insanların suçu günahı neydi. Yobazlar gibi düşünmemeleri, farklı siyasi çizgide olmaları (demokrasi gereğidir) , farklı inançta olmaları (laiklik gereğidir), farklı yaşam tarzını benimsemeleri, aydın kişiler oluşları.
Trajik olayın elem verici detaylarına girmeyeceğim. Devletin ve yöneticilerin irtica karşısındaki zaafları, devletin karanlık güçler tarafından nasıl adım adım ele geçirildiği, yürütmenin yargının zaafları, güvenlik güçlerinin sorumsuzluğu gibi birçok vahim, ders alınması gereken noktalar var. Bu konulara değineceğim.
Çok şükür ki ülkemizde her şeye rağmen doğru haber veren, doğru yorumlar yapan, tarihe doğru notlar düşen aydın çağdaş basın mensubu insanlarımız var. Bunlardan gerçekleri öğreniyoruz. Devletimiz ve milletimiz açından güvenlik sorunu oluşturan zayıf noktalarımız nelerdir. Bunlara bakalım.
1.Devleti yönetenlerin (o günkü yöneticilerin) birinci zaafı oy kaygısı ile mürtecilere (gericilere) ödün vermeleri.
2.Devletin içinde hükümetin söz geçiremediği ya da güç yetiremediği gizli bir yapılanmanın olması
3.Yöneticilerin basiretsiz, yeteneksiz olmaları, dalalete düşerek olayın vahametini sezmemeleri
4.Güvenlik güçlerinin yansız tarafsız olmamaları.
5.Yargının tarafsız olamayışı.
6.Uzun vadeli olarak da kitlelerin eğitimsiz oluşları . Daha doğrusu çağdışı şeriatçı insan tipi yetiştiren kurumların varlığı.
7.Ülkemizin var olan kronik sorunlarının bir türlü giderilememesi.
8.Gerçek demokrasi ve laikliğin bulunmaması.
9.Ülkenin parçalı toplum yapısının, etnik din mezhep farklılıklarının, provokatör ve ajanlara uygun ortamlar yaratması.
Devleti yönetenlerin yobazlara verdiği ödünden söz ettik. O günkü cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ne diyor bakın : “Olay münferittir. Ağır tahrik var. Bu tahrik sonucu galeyana gelmiş… Güvenlik güçleri elinden geleni yapmıştır. ” Halbuki polis ve asker müdahale etmeden seyrediyor.”
Bu olayın arkasında bazı karanlık güçlerin olduğu söyleniyor. Dönemin Sivas valisi Ahmet Karabilgin, ”Çok üzgünüm. Örgütlü bir olaydır” demektedir.
Basiretsiz yöneticiler. Başbakan Tansu Çiller ne diyor bakın : “Çok şükür otel dışındaki halkımız zarar görmemiştir. “
Yönetimde DYP-SHP koalisyonu var. İçişleri bakanı da DYP’li. Başbakan yardımcısı ve SHP genel başkanı Erdal İnönü olaylar esnasında Aziz Nesin’le yaptığı telefon görüşmesinde şunları söylüyor:
“Kimsenin kılına dokunulmadan kurtarılacaksınız.” Daha sonra da kendini savunmak için , “Ne yapayım yetkim yoktu.”
Yargıya gelince Devlet Güvenlik Mahkemesi’nin sanıklar hakkında verdiği karar müdahil avukatların şikayeti sonucu Yargıtay Ceza Dairesi tarafından esastan bozuluyor. Mahkemeler o kadar uzuyor ki verilen cezalar kamu vicdanını tatmin etmiyor.
Refah Partili Şevket Kazan sanıkların avukatlığını yapıyor. Sanıkların avukatlığını yapan birçok şahıs da AKP’de önemli yerlere getiriliyor.
Sonuç olarak çoğunluğu Alevilerden oluşan aydınlarımız ve düşünürlerimiz, otuz üç kişi, bir vahşetin kurbanı olarak kalıyorlar.
Çözüm nedir, demokrasi ve laiklik ülkemize tam anlamıyla yerleşmedikçe daha çok acılar yaşarız.
Aydınlanma yaygın, çağdaş, laik bir eğitimle olur. Gericilerin en çok korktuğu da budur.

Hüseyin Hürrem Ulusoy

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz