Sürme, çıra isine tutulmuş bir iğne ile gözler hizasına yapılan siyah bir çizgidir. Gözlerin kenarı ile iki göz arasındaki burun üzerindedir. Sürme özel günlerde çekilir. Sürmenin görüntüsü kişiye özel bir durum sunar, onu özel kılar.

Toplumlar tarih boyunca kendilerine sembol seçmişlerdir. Bu semboller iki çeşittir. Birisi doğa içinden seçilen semboller iken diğeri doğa dışından seçilen sembollerdir. Doğa içinden seçilen semboller doğanın olumlu veya olumsuz bir bir özelliğini öne çıkarır. Olumlu özellik istenirken olumsuz özellikten korunmak amacı vardır. Doğa dışı semboller ise insanın olmasını hayal ettiği nesnelerdir. Örnek verecek olursak Türklerde kaz kutsaldır. Kazın kutsallığının nedeni doğada en fazla yükseğe çıkan kuş olmasıdır. Onun bu yükselişi Tanrı katından geldiği izlenimini uyandırır. Bunun için kutsaldır. Onun ayağının değdiği yerde kutsaldır, çünkü Tanrı’nın yanından gelenin değdiği yerdir. Atasözlerimize dahi girmiştir. Kazın ayağı öyle değil diye bir atasözümüz vardır. Yine kartalı kutsal olarak kabul eden toplumlar onun yırtıcılığını kutsarlar. Onun gibi yırtıcı olup bereketli av avlamak dileğindedirler.

Doğa dışı kutsallara gelince daha farklı nesneler ortaya çıkar. Örneğin Pegasus antik devirlerde kutsaldır. Bu kutsal kanatlı bir attır, doğa dışıdır. Doğada kanatlı bir at yoktur. Ama insanlar atın yerdeki hızı ile kuşun uçmasını birleştirmek istemişlerdir. Yine ejderha,  timsah ile yılanın birleşmesi olarak kutsanmıştır. Ağzından alev çıkarması ise onun ağzının ne kadar tehlikeli olduğunu gösterir. Ayı da ormanın ruhu olarak algılanmış ve kutsanmıştır. Bugün Türk toplumlarında ayının adı anılmaz. Onun yerine “o” denir. Kazdağı Tahtacı Türkmenlerinde de aynı uygulama devam etmektedir. Onlarda ayının adını anmazlar ve ayıyı kastettiklerinde “pehlivan” veya “o” derler, ayı demezler.

Türk toplumundaki kutsallar genellikle doğa içinden seçilmişlerdir. Doğa çok iyi incelenerek kutsallar bulunmuş ve oluşturulmuştur. Sürme de doğa içinden alınmış bir kutsal uygulamadır. Güneş ışınları göze dik geldiği zaman insan göremez. Güneş ışınlarının belli bir miktar eğik gelmesi lazımdır. Ayrıca güneş ışınlarının yansımaları da insanın görüşünü olumsuz etkiler. Yaz mevsiminde insanlar gözlerini güneş ışınlarından korumak için güneş gözlüğü takarlar. Yine kışın karla kaplı bir alanda dolaşan insanlar gözlerini koruyamazlarsa kar körü olurlar. Bunun için dağlarda karlı alanlarda dolaşan insanlar yine gözlerini korumak için güneş gözlüğü kullanırlar. Eskiden güneş gözlüğü yokken doğayı inceleyen insanlar gözün altına sürülen bir kara çizginin güneş ışınlarını emdiğini tespit etmişlerdir. Bu çizgi insanın kar körü olmasını önler. Karla kaplı alanlara insanlar gözlerinin altına kömür karasından çizgiler çekerek çıkmışlardır. Dağlarda dolaşan Türkler bu sayede hiç sıkıntı çekmeden istedikleri yerlere gidebilmişlerdir. Gözlerin altına çekilen bu siyah çizgi insanın görüş alanını genişletir, net görmesini sağlar. Yazın da bu çizgi yine insanın gözlerini güneşin yakıcı ışınlarından korur. Yazın gözlerinde çizgi olmayan bir kimse ilerideki bir şeyi görmek için gözleri üzerini elleri ile kapatarak gölge yapar ve öyle bakar. O gölge insanın gözlerini güneş ışınlarından korur ve iyi görmesini sağlar. Şapkaların ön kısımları da bu görevi görür. Bundan dolayı eskiden şapkalara “Şemsi Siperi Şerpus” denilmiştir. Yani güneş siperlikli başlık. Şapkaların ucu insanın gözlerini güneşten korur.

Sürme de bu uygulamanın kutsallaştırılmış şeklidir. Çünkü bu çizgiler gözleri koruyarak görünmeyenin görünmesini sağlarlar. Çizgiler çekilmezse insan ileriyi göremez. Sürmede bu çizgilerin simgesel olarak çekilmesidir. Hayatın bir döneminden başka bir dönemine geçerken görmediğini görsün diye sürme çekilir. Kazdağı Tahtacı Türkmenlerin de bu kutsal uygulama hala devam etmektedir.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz