Son zamanlarda ilahiyatçı yazar İhsan Eliaçık tarafından kaleme alındığı söylenen ve Ehli Beyt evlilikleri ile ilgili saçma sapan bir makale dolaşıyor. Bu makalenin İhsan Eliaçık tarafından yazılmış olabileceğine ihtimal vermiyorum.
Konu ile ilgili eski bir makalemi yeniden yayınlıyorum.
iyi okumalar.
……
.
Hz. Muhammed ve/ya Arap evlilik gelenekleri anlatılırken insanlar bilerek yanıltılıyorlar.
Örnek:
• Muhammed, Ebu Bekir ve Ömer’in kızı, Muaviye’nin bacısı ile evlendi,
• Osman, Muhammed’in 2 kızı ile evlendi,
• Ali, Muhammed’in hem kızı, hem torunu ile evlendi,
• Ömer, Muhammed’den kızı Fatma’yı istedi fakat Muhammed, kızı Fatma’yı Ali’ye verince Ömer 15 sene sonra Fatma’nın kızı, Muhammed’in torunu ile evlendi.
Hz. Muhammed şu kadar kadınla evlendi. Kadınlar küçük yaşta idiler…. falan derler.
Ama aynı kişiler şunu görmez, görmek istemezler.
Hz. Muhammed’in evlendiği Hz. Hatice daha önce 2 defa evlenmiş, eski eşlerinden çocukları olan dul bir kadındır. Hz. Hatice 40 yaşında, Hz. Muhammed 25 yaşındadır. Hz. Muhammed’in kendisinden 15 yaş büyük ve daha önce 2 defa evlenmiş çocuklu bir dul olduğunu görmezler.
Bu durum neden takdir edilmez?
Türk gelenekleri açısından bakalım.
Kaç erkek böyle bir evliliği gönül rızası ile benimser ve bu şekilde evlenir? Türk geleneklerinde genel evlilik şekli erkeğin eşinden birkaç yaş daha büyük olması ve daha önceden hiç evlenmemiş olması ve bakire olacağı biçimindedir.
Hz. Muhammed bu şekilde neden görülmek istenmez?
Bir kısım insan buna şöyle cevap veriyor.
‘’Hatice varlıklı bir kadın olduğu için onunla çıkarı için evlendi’’
Bu mantık da izaha muhtaç.
Eğer Peygamber çıkarı için evlemiş olsa varlık içinde yaşaması gerekirdi. Halbuki herkes de bilir ki Hz. Muhammed bu evliliği gönül rızası ile yapmış ve Hz. Hatice’nin yetimlerine sahip çıkmış, ondan iki evladı doğmuştur (Hz. Fatma ve çocuk yaşta ölen bir çocuk).
Evet Hz. Hatice ticaret kervanı sahibi varlıklı biridir ama Hz. Muhammed onun servetini fakirlere dağıtarak tüketmiştir. Hz. Hatice buna karşı çıkmamış, servetinin dağıtılmasında eşine destek olmuştur. Ve Hz. Muhammed 622’de Mekke’den Medine’ye göç ettiğinde bu servet tamamen tükenmiş, artık yoksul bir insan durumuna gelmiştir.
Hicret sırasında Hz. Muhammed beraberinde ne bir deve, ne de kucağında servet ile göç etmiştir.
O halde bu evliliğe ticari bir evlilik denmesinin mantıklı bir yanı yoktur.
Peki bu evlilik ve çok çocuklu olmak nasıl ele alınmalı?
Evet Araplarda çok evlilik vardır. Ancak o dönem Araplarda ortalama insan ömrü 50 yaş civarındadır. Yani bugün ortalama ömür 70 ise ve bir insanın son 10 yılında cinsel yaşamı artık sona ermiş ise 63 yaşında vefat eden Hz. Muhammed’in de son 8 senesinin aynı şekilde cinsel hayatının olmadığı / olamayacağı şeklinde düşünmemiz gerek.
Hz. Muhammed 622’de hicret ettiğinde zaten 53 yaşında ve dul idi.
Hz. Hatice 619’da vefat etti ve Hz. Muhammed’in hicret sonrası Ayşe ile 624’de evlendi. Bu durumda 5 sene dul yaşamış oldu. Ayşe ile evlendiğinde 55 yaşındadır.
O dönemin 55 yaşı, şimdinin uzun ömrü ile kıyaslandığında 65 yaş civarında düşünülmelidir. Zaten iddia edilen o evliliklerin hiç birinden çocukları da olmamıştır.
Hz. Muhammed cinsel isteklere çok düşkün biri olsaydı neden Hz. Hatice’nin servetini fakirlerle paylaşarak tamamen tüketmiş olsun? Veya neden 5 yıl dul yaşamış olsun?
Bugün evlilik gibi görünen kadını yanına alma, haremine dahil etme genelde yoksul kadınları koruma veya başka aşiretlerle dostluk kurma şeklinde ele alınmalıdır. Bu geleneği bugünün gelenek ve değer yargıları ile değerlendiremeyiz. Araplara özgü ve o günün şartlarına ait bir anlayıştır.
Emevi /Abbasi destekli kaynaklar, Hz. Muhammed’in Hz. Hatice ile evliliğinden 6 veya 8 çocuğunun olduğunu yazar. Bu tamamen saçma ve uydurma bir iddiadır. Peygamberin ondan sadece 2 çocuğu olmuştur.
O dönem ortalama ömür 55 olduğuna göre yaşı 40’ı geçen bir kadın nasıl 6 veya 8 çocuk doğurabilir?
İnsan ömrünün ortalama 70 yaş olduğu günümüzde bile 40 yaşından sonra doğum oranı neredeyse % 2-3 oranındadır. 40 yaşından sonra bir insanın 8 çocuk doğurmasının ne mantıkla, ne de bilim ile izah edilir yanı yoktur. Günümüzde bile kadınların Menopoz yaşını göz önüne alarak 40 yaşında evlenen bir kadının 8 çocuk doğurması neredeyde imkansızdır. O halde bu zorlamanın nedeni nedir?
Bunun nedeni Hz. Muhammed’in Osman ile evlenen iki kızı üzerinden Osman’ı yüceltme durumudur. Yani Peygamber kızını Hz. Ali’ye vermiş ve onu Ehli Beyt’ine almış ama benzer durum Halife Osman için de geçerlidir. Üstelik ona 2 kızını vermiştir.
Bu uydurma evlilik ile Abbasiler döneminde Osman’a ‘’Zinnureyn’’ (iki nur sahibi) unvanı veriliyor. Şöyle denmek isteniyor. Hz. Muhammed iki nurunu (iki kızını) Hz. Osman’a verdi ve onu çift nur sahibi yaptı.
Halbuki çift nur sahibi Hz. Ali’dir. Ve bu unvan ona aittir. O çift Nur ise Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin’dir. Bu unvan ondan alınıp Osman’a verilerek onu Hz. Ali ile eşit düzeye getirmek isteniyor.
Doğrusu şudur.
Evet Osman, Rukiye ve Ümmü Gülsüm isimli iki kız kardeş ile evlenmiştir. Bu kızların kim olduğu ile ilgili 2 farklı iddia vardır. İlk iddia bu kızların Hz. Hatice’nin daha önceki evliliklerinden olan kızları olduğudur. Diğer iddia da bu kızların Hz. Hatice’nin evlat edindiği yetimler olduğudur.
Osman, 624’de yapılan Bedir savaşına katılmamış, 625’de yapılan Uhud savaşında ise oldukça geri planda olmasına rağmen savaştan kaçarak evine dönmüştür. Hz. Muhammed’e karşı sefer düzenleyen Ümeyye oğulları, Osman’ın yakın akrabaları idi. Osman, onlarla savaşmak istemiyordu ve Bedir savaşına katılmaması, Uhud’da cepheden kaçması durumuna bir kılıf bulmak gerekiyordu ve aranan kılıf kendisine ‘’Eşlerinin Hz. Muhammed’in kızları olduğu’’ uydurması üzerinden sağlandı.
Halbuki gerçek hiç te öyle değildi.
Emevi ve Abbasi ideologlar İslamın temel değerlerini bozup yerine eski Arap Bedevi geleneklerini koyarken aynı zamanda Hz. Ali ve Ehli Beyt’in haklarını da budadılar. Hz. Ali’ye özgü temel değerleri ondan alıp diğer 3 Halifeye vererek Hz. Ali ve onu simgeleyen değerleri diğer Halifelere verdiler.
Hz. Muhammed’e sordular;
‘’İslama en sadık kişi kimdir?’’
Peygamber cevap verdi.
‘’İslama en sadık kişi Ali bin Ebu Talip’tir’’
İslama sadık olma tanımını ondan alıp Ebu Bekir’e verdiler.
Hz. Muhammed’e sordular;
‘’İslama göre en adaletli kişi kimdir?’’
Peygamber cevap verdi.
‘’İslama göre en adaletli kişi Ali bin Ebu Talip’tir’’
En adaletli olma tanımını ondan alıp Ömer bin Hattat’a verdiler.
Hz. Muhammed’e sordular.
‘’Ya Resulallah iki nur sahibi kişi kimdir?’’
Peygamber cevap verdi.
‘’İki nur sahibi kişi, Cennet gençlerinin Efendisi torunlarım Hasan ile Hüseyin’in babası Ali bin Ebu Talip’tir’’
Çift nur sahibi kişi olma (Zinnureyn) tanımını ondan alıp Osman’a verdiler. Böylece Peygamberin öz kızları olmayan Rukiye ve Ümmü Gülsüm’ü bu şekilde Peygamberin öz kızları yaptılar, bütün bunları inandırmak için Hadis, tarih ve fıkıhlar uydurdular.
Ankara eski vaizlerinden Mehmet Ünal yazdığı ‘’Ali’siz Sünnilik’’ ve ‘’Ali Olmadan Asla’’ kitaplarında bu çarpıtmaları ve yalan tarih düzenini detaylı şekilde açıklayarak yerden yere vuruyor. Üstelik Ehli Sünnet kaynaklarını esas alarak. (İKAZ Yayınları, Ankara)
Yaşar Nuri Öztürk’ün ‘’İndirilen Din ile Uydurulan Din’’ veya ‘’Allah ile Aldatma’’ eserleri bu uydurma dinin İslamla alakası olmadığını detaylı şekilde açıklıyor.
Uydurma dine ihtiyaç duyanlar bu şekilde hem Ehli Beyt’e haksızlık ederek onları adeta kendilerine benzeterek tamamen yalana dayalı bir İslam yaratmışlardır. İslam dünyası bugün bu çarpıtmaların ve uydurma din düzeni altında inim inim inlemektedir.
Hz. Muhammed’i ve İslamın önemli şahsiyetlerini şehvet düşkünü gösteren ve küçücük kızlarla evlilik hikayeleri de bu büyük çarpıtmanın örnekleri ile doludur.
Bu çarpıtmalarda İslamın baş düşmanlarından Muaviye şeytanını getirip Hz. Muhammed’in VAHİY KATİBİ yaptıkları gibi onu Muaviye’nin kız kardeşi ile de evli gösteren yalanlardan geri durmadılar.
Muaviye’yi aklamak ve ona saygın bir tanım yapmak (Hz. Muaviye deyimi)
Şimdi bu iftiralara sıra ile tek tek cevap verelim.
Hz. Muhammed’in nasıl bir insan olduğu tarihi kayıtlara dayanarak yukarıda anlattık. Onun pek çok kadını himayesine alarak koruduğu, bu koruma altına almanın gerekçe ve şekillerini izah ettik. Ayşe ile gerçek anlamda bir evlilik mi yaptığı, yoksa onu sadece cinselliğin olmadığı haremine mi aldığı açık değildir. Çünkü Ayşe dahil hiç bir kadından çocuğu olmamıştır. Hz. Muhammed ile 40 yaşında evlenen Hz. Hatice’den 6-8 çocuk doğurtan bu uydurma tarih her nedense Hz. Muhammed’in genç olan hanımlarından çocuk doğurtmamasına bir kılıf bulamamışlardır. Her ne kadar zorlama ile sonraki hanımlardan bir çocuğunun olduğu söyleniyorsa da bu çocuğa anne bulma konusunda söz birliği içinde değildirler. Kimi 630’da İbrahim adlı bir çocuğun Maruye adlı kadından doğduğunu ve 632’de öldüğünü söylüyorsa da kimileri de bu çocuğa anne olarak Mısır’lı Marie adlı kadın olduğunu söyler. Hz. Muhammed’in Hz. Hatice’den 40 yaşından sonra 6- 8 çocuğu olduğunu iddia edecek kadar ipin ucunu kaçıranlar da vardır. Bunun genetik olarak mümkün olamayacağı bilindiğinden mecburen 2 çocuğun lakapları nedeniyle fazladan sayıldığını söylemek zorunda kalmışlardır.
Şu rezalete bakınız.
Hz. Muhammed’in eşi Hz. Hatice daha önce 2 defa evlendiği halde gençliğinde hiç çocuk doğurmayacak ama 40 yaşında Hz. Muhammed’ ile evlendikten sonra 6 veya 8 çocuğu olacak. Buna kargalar bile güler.
Günümüzün bir kısım din adamlarına, Tarikat Şeyhlerine, Cemaat hocalarına bir bakınız. Bunların neredeyse tamamı İslamı tamamen cinselliğe indirgeyen, akıl- fikirleri ile hep belden aşağı rezil fetvalarla meşgul olduklarına bakılırsa bunların akıl hocalarının da en az bunlar kadar rezil olduklarını anlamak zor olmasa gerek. Bu adamların mide bulandıran fetvaları, işte o günün rezil fıkıh yazarlarının devamı olduklarına dayanır.
Bunların anlattığı islamda sevgi yoktur. Paylaşım yoktur. Adalet yoktur.
Kul Hakkına riayet, Mazlumdan yana olmak yoktur.
Bunların İslam anlayışında herkes, herkesin kızı, torunu ile evlenir, kim kimin oğlu, kim kimin torunu olduğu bile anlaşılmaz. İslam anlaşılmamalıdır ki onun erdemli, adil, sevgi yanı öne çıkmamış olsun.
Bunların eski akıl hocaları da aynen bunlar gibi çarpıtılmış bir din yaratarak İslama en büyük kötülüğü etmişlerdir.
….
MUHAMMED, EBU BEKİR ve ÖMER’İN KIZI, MUAVİYE’NİN BACISI İLE EVLENDİ YALAN ve ÇARPITMASI.
Hz. Muhammed’in Ayşe ile evliliği tarihi vesikalarla ispatlıdır. Yaşar Nuri Öztürk, evlendiğinde Ayşe’nin 18 yaşlarında olduğunu belirtir. Ancak ondan çocukları yoktur. Bu evlilik anladığımız şekilde bir evlilik mi yoksa Peygamber’in bir özel hizmetleri için bir bakıcıya ihtiyaç duyduğu için mi yapıldığı açık değildir. Ayşe’nin Hz. Muhammed’in ailesi Ehli Beyt’e büyük alerji ve kin duyduğu tarihi vesikalarla sabittir. Bunun perde arkasında çok farklı değerlendirmeler mevcuttur.
Ömer’in kızı Hafza ile evlendiği iddiası da muğlak bir durumdur. Peygamberin dul olan bu kadını himayesine alması evlilik olarak gösterilmektedir. Evlilik tarihi olarak da Peygamberin 55 yaşında olduğu belirtilmektedir. Bektaşiler böyle bir evliliğin olmadığını, bunun tamamen uydurma olduğuna değinmektedirler.
Aynı şekilde Peygamberin 62 yaşında iken Muaviye’nin bacısı ile evlendiği söylenmektedir. Peygamberin can düşmanlarını sempatik göstermek için böyle uydurma bir evlilik ile Peygamberin can düşmanları Ümeyye oğulları sempatikleştirilmeye çalışılmakta, babası Ebu Süfyan’a saygın bir tanım olan Hazret tanımı, lahnetlik Muaviye’ye de SIR KATİPLİĞİ payesi verilmektedir. Selefiliğin fikir babası melun İbni Teymiyye, Muaviye’yi kötüleyenler hakkında her şeyi ters yüz ederek kitap yazmıştır.
…..
OSMAN, MUHAMMED’İN İKİ KIZI İLE EVLENDİ YALANI.
Yukarıda değindik. Ehli Beyt kaynaklarına göre bu kızların Hz. Hatice’nin himayesine alıp evlat edindiği kızlardır. Bir kısım kaynaklar da onları Hz. Hatice’nin, Hz. Muhammed’den önceki evliliklerinden olma kızları olarak göstermektedir.
……
ALİ, MUHAMMED’İN HEM KIZI, HEM DE TORUNU İLE EVLENDİ YALANI.
Hz. Ali’nin Hz. Muhammed’in kızı ile evlendiği doğrudur ancak torunu ile evliliği tamamen uydurmadır. Hz. Muhammed’den geriye kalan nesli Kevser Suresinde anlatılan Ehli Beyttir ve onlar da Hz. Fatma ve onun çocuklarıdır. Hz. Muhammed’in başka evlatları olmadığına göre torunlarının olması da söz konusu değildir. Kafa karıştırmak için uydurulmuş bir evlilik.
…..
ÖMER; MUHAMMED’İN KIZI FATMA’YI İSTEDİ FAKAT MUHAMMED KIZI FATMA’YI ALİ’YE VERİNCE ÖMER 15 SENE SONRA MUHAMMED’İN TORUNU İLE EVLENDİ YALANI.
Ömer’in Hz. Fatma ile evlenmek istediğine dair bir takım söylentiler vardır. Netice’de Hz. Ali ve Hz. Fatma evlenmişlerdir. Ömer’in Hz. Ali’nin kızı ile evlendiği iddiaları 2 farklı şekilde anlatılır. Birinci iddia Hz. Fatma’dan doğma Ümmü Gülsüm ile, ikinci iddia ise Hz. Fatma’nın ölümünden sonra tekrar evlenen Hz. Ali’nin daha sonraki eşinden doğma kızı ile evlenmiştir.
Bu iddiaların her ikiside mesnetsiz ve gülünçtür.
Çünkü Ömer, Hz. Muhammed’in vefatından sonra Hz. Ali’nin evine gelerek onu Ebu Bekir’e biat etmesi için baskı yapmıştır. Ve bu baskıları yapmak için gelişinin birinde tekme savurduğu evin kapısının arkasında olan Hz. Ali’nin küçük bir oğlunun ölmesine, Hz. Fatma’nın da kaburga kemiklerinin kırılmasına sebep olmuştur. İddialara göre babasının ölümünden dolayı derin üzüntü içinde olan Hz. Fatma aldığı bu darbeler sonrası babasının vefatından birkaç ay sonra vefat etmiştir.
Ebu Bekir ikibuçuk sene, Ömer ise ondan sonra 10 sene kadar Halifelik yapmışlardır.
Hz. Ali’nin kendi kızını, Hilafet hakkını elinden alan, karısının kemiklerinin kırılmasına ve ölmesine, oğlunun ölümüne sebep olan Ömer’e kızını vermesi akıl ve vicdan ile izah edilecek durum değildir. Ömer ile evlendirildiği iddia edilen ve 627’de doğduğu sanılan kızı Ümmü Gülsüm’ün bu durumda Ömer ile evlendirilmesi akıl ve mantık dışıdır.
Emevi ve Abbasi tarih çarpıtıcıları bu konuda da fikir birliği içinde değillerdir. Kimi, Ömer’in Hz. Ali ve Fatma’nın kızı ile evlendiğini iddia ederken kimi de Hz. Fatma’nın ölümünden sonra tekrar evlenen Hz. Ali’nin bu evlilik sonucu doğan kızını Ömer’e verdiğini iddia eder.
Bu iddia daha da gülünçtür.
Zira Hz. Ali, eşi Hz. Fatma hayatta iken tekrar evlenmemiştir. Hz. Muhammed 8 Haziran 632’de vefat etmiş, Hz. Fatma da babasının vefatından birkaç ay sonra birkaç ay daha yaşamıştır.
Halife Ebu Bekir, Peygamberin ölümünden iki buçuk sene sonra ölmüş, yerine geçen Ömer’de 10 sene Halifelik sonrası ölmüştür. Yani Ömer, Hz. Muhammed’in vefatından 12 buçuk sene sonra ölmüştür.
Bu durumda:
Hz. Ali, Hz. Fatma’nın ölümünden sonra evlenmiş ve ondan olan kızını Ömere vermiş oluyor ve bütün bunlar 11 sene içine sığdırılıyor.
Bu gülünç iddiaların temelinde tarihi olayları ard arda sıralamayan Emevi /Abbasi tarih çarpıtıcıları, insanların tarihi olayları doğru okuyup ona göre dizayn etmesinler diye her şeyi karmakarışık hale getirmişlerdir.
Örneğin Hz. Hatice’nin diğer çocuklarının da Hz. Muhammed’den olduğunu ispat etmek için Hz. Fatma doğduğunda Peygamberin 45 yaşlarında olduğunu söyleyebilmektedirler. Hz. Hatice, Peygamberden 15 yaş büyük olduğuna göre bu durumda annesi de 60 yaşında olmaktadır. Hatta hızını alamayarak Hz. Fatma’dan sonra da bir oğlunun doğduğunu ve küçük iken öldüğünü iddia edebilmektedirler. Yani Hz. Hatice, 61- 62 yaşında çocuk doğurmuş oluyor.
Peki tarihi böyle karmakarışık ve içinden çıkılmaz hale getirmenin temelinde yatan sebep nedir?
Cevap açık. Ehli Beyt’e ait olan değerleri bölerek onların bir kısmını Emevi /Abbasi şahsiyetlerle paylaştırıp onları da Ehli Beyt düzeyine çıkarma hesapları yatmaktadır. Bu durumda Ehli Beyt çekim merkezi olmaktan çıkacak ve başka başka şahsiyetler de değerli yapılıp öne çıkarılmaktadır.
Bu karmakarışık evlilik hikayeleri bundandır.
Ebu Süfyan ve Muaviye lanetlerine Hazret denilerek yüceltilmesi bundandır.
Muaviye’ye SIR KATİPLİĞİ payesi verilmesi bundandır.
İslam tarihini inceleyenler bilirler.
Abbasi Halifesi Harun Reşid o dönemin bütün alimlerini toplayarak onlardan yalan beyanlar talep etmiş ve Mezheplerin çıkmasına önayak olmuştur. Buna direnen önemli alimler olan Ebu Hanife, İmam Şafii, İmam Hambeli ve İmam Malik’i işkencelerle öldürtmüş, onların etkin olduğu coğrafyalarda da onlar adına yapılan propagandalar ile bu düşüncelerin onlara ait olduğunu yerleştirerek İslamı hançerlemiştir.
Uydurma Hadisler o kadar çoğalmıştır ki bir dönem hadis sayısı yüzbinlere varmıştır.
Bugün Hadis uzmanları olarak gösterilen Tırmızi, Buhari, Müslim gibi şahsiyetler Peygamberin ölümünden 200- 230 sene sonra yaşamış kişilerdir ve kaynak olarak onlar verilmektedir.
Tarihi olaylar şöyle gelişiyor.
Emevi ve Abbasi zulmünden dolayı sindirilen, öldürülen, sürülen ve uzak coğrafyalara kaçırılan Ehli Beyt taraftarlarına uygulanan zulüm sonucu onlar bu coğrafyadan uzaklara göç etmiş, meydan bunlara kalmış ve uydurma bir İslam ve ona özgü bir İslam tarihi ortaya çıkmıştır.
Emeviler ve Abbasiler, Türk coğrafyalarına sığınan Ehli Beyt taraftarları yüzünden tarihin gördüğü en büyük zulmü Türklere yapmış, taş üstünde taş, omuz üzerinde baş bırakmamışlardır.
Emevi ve Abbasi tarihçilerin tek yanlı uydurma islamına inanmak yerine örneğin Türk coğrafyalarına sığınan Seyyitlerin yaşam biçimlerine bakınız. Onlarda eğer böyle sapık evlilik biçimleri yoksa o zaman biraz sorgulayıcı olmamız gerekmiyor mu?
Örneğin İmam Cafer Sadık hazretleri ‘’Her Müslümanın el kitabı olacak şekilde –Buyruk-‘’ yazmıştır. Ve kendisi 5. kuşaktan Hz. Ali’nin torunudur. Peygamberden sadece bir asır sonra yaşamıştır (699 – 766 arası). İmam Cafer’in evlilik ve boşanma konusunda görüşleri halen çok geniş coğrafyada kabul görmektedir.
Hz. Muhammed ve Hz. Ali’den sadece bir asır sonra yaşayan İmam Cafer Sadık’ın el kitabı BUYRUK dururken insanların Emevi /Abbasi uydurmalarına inanmaları gerçekçi değildir.
.
Ya Hüseyin.

Kazım Balaban / VİYANA

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz