Bu yazımızda sizlere Türk kültür coğrafyasının iki ucundan söz edeceğiz. Çünkü bu erenler Türk kültürü ile İslamiyet’i harmanlayıp yeni bir tür kültür yaratmışlar ve dünyanın orta kuşağında doğudan batıya Türklüğü Türkmenlik adı altında yaşatmışlar ve günümüze getirmişlerdir. Günümüzde alevi adı verilen bu kültür kadim bir kültürdür.
Türklerin en eski inançları Gök tanrı dini veya Şamanizm denilen dindir. Türkler bu inançlarından gelen gelenekleri hiçbir zaman bırakmamıştır. Daha sonraki dönemlerde Asya’dan başka coğrafyalara göç ettiklerinde de bu geleneklerini götürmüşlerdir. Asya’nın dışındaki coğrafyalarda başka dinlere de girmişlerdir. Budizm, Musevilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet Türklerin kabul ettiği büyük dinlerdir. Bütün bu birbiri ile farklı dinleri kabul eden Türk boylarında eski inançlar bir şekilde gizlenmiş olarak devam ettirilmiştir ve hala da ettirilmektedir. Bu farklı dinlerdeki Türk zümrelerinin geleneklerini incelersek diğerlerinden farklılık gösterdiklerini görürüz. Bu farklılıklar onların eski inançlarından gelmektedir. Bu büyük dinlerin ritüellerini kaldırırsak altından buram buram eski Türk inançları çıkar.
Türklerin İslamiyet ile tanışması, Emeviler döneminde olmuştur. Emeviler Arap milliyetçiliği politikası güttüklerinden dolayı Türkistan’da Türkler ile Emeviler arasında şiddetli mücadeleler yaşanmıştır. Bu arada Araplar arasında da mücadele vardır ve Emeviler peygamberin soyu olan Hz.Ali ve oğullarına karşı şiddet politikası uygulamaktadırlar.681yılındaki Kerbela olayı Araplar arasındaki kırılmayı derinleştirmiştir. Emeviler hem Haşimoğullarına karşı, hem de Arap olmayan diğer uluslara karşı aşağılayıcı politikaları yüzünden her yerde kendine düşman edinmişlerdir.750 yılında Ebu Müslim Horasani’nin önderliğinde ayaklanan mevali Müslümanlar Emevilerin sonunu getirmiştir. Emevilerin yerine Haşimoğullarından Abbasoğulları yönetime geçmişlerdir. Abbasoğullarının politikası ise ümmetçilik üzerine olmuştur. Bu politikaya göre Müslümanların hepsi kardeştir ve Müslümanlıkta kavmiyetçilik kötüdür. Bu politika ile Arap olmayan uluslar yavaş yavaş İslam dinine girmeye başlamışlardır. Türklerde bu uygulamalar sonucu İslamiyet’i kabul etmeye başlamışlar ve halife ordusunda görev almışlardır. Türklerin disiplinli asker olmaları onların tercih edilmelerini sağlamıştır. Abbasi halifesi Memun kendi hassa ordusunu Türklerden kurmuştur. Bu Türk askerlerin başka uluslarla karışmasını önlemek için onlara özel Samarra kentini kurmuştur. Zaman içinde Türk komutanlar halife sarayında söz sahibi olmuşlardır. Bu arada kara budun denilen halk ise İslamiyet ile eski inançlar arasında sıkışıp kalmışlardır. 940 yılında Karahanlı hükümdarı Satuk Buğra Han ilk defa İslamiyet’i kabul eden hükümdar olmuştur. Böylece ilk Müslüman Türk devleti ortaya çıkmıştır. Bazı kaynaklara göre, Karahanlılar İslamiyet’in Hz.Ali ekolünü benimsemişlerdir. Karahanlıların başkenti bugün Kırgızistan’da bulunan Balasagun kentidir. Balasagun kenti Issık gölün yakınındadır. Balasagun’da bir cami kalıntısı yoktur. Burada Yusuf Has Hacip Karahanlı hükümdarına hitaben “Kutadgu Bilig” isimli ideal devlet yönetimini tarif ettiği önemli eseri yazmıştır. Balasagun’un ilerisinde ise Issık gölü geçince Kaşgar kenti yer alır. Kaşgar ile Balasagun arasında irtibat mevcuttur. Kaşgar’da ise Kaşgarlı Mahmut daha sonra “Divan-ı Lügatı Türk” isimli önemli eserini yazmıştır. Kaşgarlı Mahmut eserinde çizdiği haritada alevi bölgesinden bahseder.
1040 yılında ise İran coğrafyasında Selçuklu devleti kurulur. Selçuklu sultanı Tuğrul Bey Abbasi halifesini kontrolüne alarak siyasi üstünlüğü ele geçirir. Artık halifelerin siyasi güçleri sona erer. Siyasi güç Türklerin eline geçer. 1517 yılında ise dini güç te Türklere geçecektir.
Selçukluların devlet kurduğu yıllarda bugün Özbekistan’ın başkenti olan Taşkent doğumlu Aslan Baba Türkistan’da yeni bir sentez yaratmakta idi. Aslan Baba İslamiyet’in yayılması ile önemi azalan kamlardan birisi idi. Kopuz ile hasta tedavi etmekte idi. Bu kopuz ile hasta sağaltan eski kamlara ise Baksı adı verilmekteydi. Baksılar haftanın bir gecesi toplanıp kendi aralarında cem oluyorlardı. Bu toplantılarda kadın erkek beraber toplanıp edep erkan üzere yol yürütüyorlardı.
ASLAN BABA
Aslan Baba bu toplantılar ile ilk Türk tasavvuf geleneğini başlatandır. Buna çoşkun tasavvuf adı verilir. Aynı yıllarda kuzeydoğu Anadolu’da ise Dede Korkut yaşamış ve aynı geleneği devam ettirmiştir. Dede Korkut’a kopuzun ustası denir. Bugün Anadolu Aleviliğinde sazandarların piri sayılır.
Baba kelimesi İslamiyet’in kabulünden sonra dilimize girmiştir. Bab kapı demektir. Baba da bize başka dünyalara götüren kapıyı açan anlamında kullanılır. Herkesin babası ona dünya kapısını açan kişidir. Bu eski kamlar olan babalar ise bizlere edep ve erkân dünyasının kapısını açan kişilerdir. Dede ise babaların babasıdır. Yani onların edep ve erkân dünyasına geçişini sağlamış büyük baba anlamındadır.
Dede Korkut baba yetiştirmiş insan demektir. Aslan Baba ise Türk ulusuna edep erkân ile yol sürmeyi öğreten ve onları farklı bir dünyaya götüren onlara farklı bir dünyanın kapısını açan kişilerdendir.
1071 yılında Selçuklu sultanı Alpaslan Bizans ordusu ile Malazgirt savaşını yapar ve kazanır. Ondan önce Asya’dan göçebe Türk boyları akın akın Anadolu’ya doğru gelmektedirler. Selçuklu sultanları bu göçebe Türkmenleri Anadolu coğrafyasına kanalize etmektedir. Bu göçebe Türkmenler gelirlerken din adamları olan bu babalarda onlarla beraber gelmektedirler.
1093 yılında bugün kazakistan’da bulunan Sayram kentinde Ahmet Yesevi dünyaya gelir. Ahmet Yesevi’de bakşıdır. Aslan Baba’nın yanına varır ve ondan ders görmeye ve onun dergâhına devam etmeye başlar. Bu dergâhlar ocaktır. Bu ocaklara gelen giden canlar zaman içinde ocakta pişerler ve olgunlaşırlar. Olgunlaşanlar dergâhtan ayrılarak başka coğrafyalara gider ve orada yeni bir dergah kurarak yeni bir ocak yakarlar. Bu ocaklar ile etrafı aydınlatıp ısıtırlar. Bu yeni açılan ocaklara devam edenlerde burada pişip olgunlaşırlar. Aslan Baba Taşkent ile Fergana vadisinde dolaşır ve oraları irşat etmeye çalışır.1100’lü yılların başında Hakka yürür ve Celalabat’ta toprağa verilir. Celalabat kenti Fergana vadisinin ucunda bugün Kırgızistan topraklarındadır.

AHMET YESEVİ
Aslan Baba’dan yol öğrenip tasavvuf dünyasına giren Ahmet Yesevi ise daha sonra Yesi kentine gelir ve burada halkı aydınlatmaya başlar. Kurduğu dergâhta hem üretim yapıp etrafı doyurur, hem de yoksullara kol kanat gerer. Hem doyurucu hem sağaltıcı olur. Bu sağaltma hem bedenlere hem de ruhlaradır. Divanı Hikmetlerini yazar. Dörtlükler halinde yazılan hikmetler bugünkü halk şiirimizin hece vezninin ilk örnekleridirler. Günümüzde alevi cemlerinde söylenen neseflerin ilk örnekleri bunlardır. Bugün aynı coğrafyada Laçiler aynı uygulamayı devam ettirmektedirler.
Ahmet Yesevi Yesi kentindeki dergâhında pek çok öğrenci yetiştirir. Öğrencilerinden birisi de Lokmanı Perendedir. Ahmet Yesevi 1166 yılında Hakka yürür ve Yesi kentinde toprağa verilir. Bu kentin adı daha sonra Türkistan olarak değiştirilir. Bugün Kazakistan’ın kentlerinden birisidir. Taşkent’e, Bişkek’e, Balasagun’na ve Celalabat’a yakındır. Lokmanı Perende ise Horasan bölgesine gelerek faaliyetlerini sürdürür.
1209 yılında Nişabur’da doğan Hacı Bektaş Veli ise Lokman-ı Perende’nin dergâhına devam eder ve orada pişer. Onun tavsiyesi ile Anadolu’ya gelir.1240 yılındaki Baba İlyas’ın öncülük ettiği Babalılar ayaklanmasına katılır. isyan bastırılınca Karacahöyük’e gelerek yerleşir ve burada dergahını kurar. Çevresini irşat etmeye başlar. Hacı Bektaş Veli yetiştirdiği pek çok müridini çeşitli coğrafyalara yollayarak oralarında irşat olmalarını ve oralara giden göçebe Türkmenlerin yok olmalarını önler. Yunus Emre’yi Taptuk Emre dergâhına yollayıp orada pişmesini sağlar. Sarı Saltuk’u ise balkanlara göndererek balkanların irşat olmasını gerçekleştirir. Bugün Sarı Saltuk tüm balkanlarda sevilen bir erendir. Hacı Bektaş Veli müritlerinden olan Abdal Musa, Geyikli Baba, Kumral Abdal 1326 yılında Orhan Gazi’nin yanında Bursa’nın fethine katılırlar. Orhan Gazi’den sonra 1.Murat döneminde ilk yeniçeri ocağı kurulur ve devşirme çocuklar Bektaşi tekkelerine verilerek edep erkân öğretilip Türk kültürü içinde yetişmeleri sağlanır. Böylece Abdal Musa sayesinde Yeniçeri ocağı Bektaşiliğe bağlanmış olur.
Osmanlı’nın askeri ocağının Bektaşi olması yüzünden Bektaşilik gelişir. Her yerde Bektaşi tekkeleri açılır ve Bektaşi babaları insanlara edep erkân yolunu gösterirler. Asıl olanın hayat olduğunu ve diğer ritüellerin boş olduğunu çevrelerine anlatırlar. Ahmet Yesevi’den aldıkları 4 kapı 40 makamı çevrelerine öğretirler ve hayatlarında uygularlar. Kaygusuz Abdal ile Bektaşilik Mısır’a gider. Orada Bektaşi tekkesi açılır. Osmanlı Devleti Avrupa’da yeni yerler fethettikçe yeni Bektaşi tekkeleri açılır ve Bektaşilik anlatılır. Yeniçeri ocağı askerleri Bektaşi ocağından aldıkları edeple zaferden zafere koşarlar. Kendilerine örnek yiğit, Hz.Ali’dir. Fütüvvet üzerine yürürler. Bektaşilik sayesinde hiçbir yerde zorluk yaşanmaz. Onun nasip üzerine yürüttüğü yol her ulus tarafından kolayca benimsenir.1541 yılında Merzifon doğumlu Bektaşi babası Gül Baba Kanuni Sultan Süleyman’ın Budin seferine ordu ile katılır. Orada şehit düşer ve toprağa verilir. Gül Baba’yı Hıristiyanlarda çok severler. Tıpkı Sarı Saltuk’u sevdikleri gibi. Osmanlı sultanları türbesini yaptırırlar. Bugün dahi Hıristiyan Macarlar tarafından Gül Baba türbesi ziyaret edilmektedir.
SONUÇ
Aslan Baba Orta Asya’da Kırgızistan topraklarında olan Celalabat kentinde yatarken Gül Baba Orta Avrupa’da Macaristan’ın kenti olan Budapeşte’de yatmaktadır. Her ikisi de kutsaldır ve türbeleri yoğun vaziyette ziyaret edilmektedir. Ahmet Yesevi ise Aslan Baba’nın batısında Türkistan kentinde yatmaktadır. Bu büyük erenlerin müridi olan Hacı Bektaş veli ise Anadolu’da kendi adını taşıyan Hacıbektaş’da yatmaktadır. Onları 4 kapı 40 makam üzerine oluşturdukları edep erkân yolu, Türk tasavvufu Türklerin asimile olmadan öz kimliklerini koruyarak dünyaya hâkim olmasını sağlamıştır.
Ne zaman Osmanlı bu ekolden vazgeçmiş o zaman gerilemeye başlamıştır.1826 yılında Yeniçeri ocağının ve Bektaşi tekkelerinin kapatılması ile devlet hızla erimeye başlamış ve 1918 yılında sona ermiştir. Kurtuluş savaşı yine bu ekol üzerine örgütlenmiş ve Türkiye Cumhuriyeti kurulmuştur. Ulu önder Mustafa Kemal Ankara’ya gelirken Hacıbektaş tekkesini ziyaret etmiştir.
Bugün bu iki baba arası Türk kültür coğrafyasıdır. Bu coğrafyada 4 kapı 40 makam ekolünü taşıyan Bektaşi geleneğini canlandırmak gerekir. Çünkü gerek İslamiyet, gerek Hıristiyanlık, gerek Budizm, gerek Musevilik gerek Şamanizm ancak bu ekol ile anlaşabilirler. Bu ekol ile Türklük can bulup yaşayabilir.

Kaynakça:
Yaman A.-2015-Pir-i Türkistan Ahmet Yesevi, Yedinci Kapı Yay, İst.
Yaman A.-2006-Orta Asya’dan Anadolu’ya Yesevilik, Alevilik, Bektaşilik, Elips Kitap, Ankara

Sinan Kahyaoğlu * Yol Haber Kuruluşu

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz