GİRİŞ:

Anadolu Asya’nın batısında doğu batı yönlü uzanan bir yarımadadır. Kuzeyinde Karadeniz, batısında Marmara ve Ege denizleri, güneyinde ise Akdeniz yer alır. Anadolu yarımadası dünyanın en genç dağ oluşumu olan Alpin kuşak içinde yer almaktadır. Bundan dolayı dağlık bir ülkedir. Alpin kuşakta dünyanın en yüksek ve genç dağları yer alır. Anadolu bir yarımada olmasına rağmen dar kıyılar haricinde denizle bir ilgisi yoktur. Denizle en fazla ilişkiler Marmara kıyıları ile Ege kıyılarında olur. Kuzey ve güney kıyıları dardır. Kuzeyinde denize paralel şekilde Karadeniz dağları yer alır. Bu dağlar batıda üç sıra, ortada tek sıra, doğuda ise iki sıra halinde uzanırlar. Akdeniz kıyılarında ise Toros dağları uzanır. Bu dağlarda Teke yarımadasında üç sıra halinde iken orta ve doğu Akdeniz’de tek sıra halinde uzanırlar. Ege dağları ise kıyıdan içerilere doğru uzanır. Bundan dolayı deniz bu dağlar arasına sokulur. Bunun için Ege kıyıları girintili ve çıkıntılıdır. Aradaki grabenler ise verimli ovalar halindedir. Uygarlık da bu verimli ovalarda başlamıştır. Toros dağları Adana’nın üzerinden büyük bir yay çizerek Doğu Anadolu’yu ikiye böler ve Ağrı dağından yurdumuzu terk eder. Bir sıra dağ da Hatay’dan yurdumuza giren Güneydoğu Toros dağlarıdır. Bu dağlarda bir yay çizerek Mezopotamya’nın üst sınırını oluştururlar ve Hakkâri bölgesinden yurdumuzu terk ederler. İç ve Doğu Anadolu’da ise tek dağlar olan yanardağlar bulunmaktadır. İç Anadolu ve Doğu Anadolu bölgeleri ise birer yayla özelliği gösterir. İç Anadolu’da bozkır bitki örtüsü hâkimken Doğu Anadolu’da çayır bitki örtüsü vardır. Batı Anadolu‘da İç Batı Anadolu eşiği denilen dağlar ile Karadeniz ve Toros dağları birleşirler. Anadolu dağlarında 3900m.den sonra kalıcı karlar, 2000m.den sonra ise orman biter ve dağ çayırları başlar. Dağların eteklerinde kızılçamlar ile geniş yapraklı ormanlar varken orta bölümlerinde ise karaçamlar, ladinler, köknarlar ve ardıçlar bulunur. Dağlar doğu batı yönünde uzandığından ülkede kuzey güney yönlü ulaşım son derece zordur. Bu yönde ulaşım dağların en alçak yerleri olan geçitlerden sağlanır. Bu geçitler ise tarih boyunca önem kazanmıştır. Çünkü bu geçitlere sahip olan devletler büyük avantaj elde etmişlerdir. Kuzeyde Doğu Karadeniz dağlarında Zigana ve Kop geçitleri, batı Karadeniz’de Ecevit geçidi, Toroslarda Gülek, Çakıt, Sertavul ve Çubuk geçitleri ülkemizin tarihinde önemli rol oynamış geçitlerdir. Dağlar doğu ve batı yönünde uzandıklarından ulaşım doğu ve batı yönünde kolaydır. Akarsularda dağların bu uzanışına uyarak genelde doğu ve batı yönünde akmaktadırlar. Kuzey ve güney yönlü geçişlerinde ise dar ve derin boğazlar meydana getirmektedirler.
Dağlar ekonomiye katkı olarak orman ürünleri sunmaktadırlar. Kereste, odun ve toplanan orman ürünleri en önemli kaynaklardır. Ayrıca ormanların üstünde yer alan çayırlar önemli hayvancılık yerleridirler. Dağlarımız kayaç olarak genellikle kireçtaşlarından oluşurlar. Kireçtaşlarının çabuk erimeleri yüzünden böyle yerler doğanın en yalçın yerleridir. Ayrıca kireçtaşları erimeleri yüzünden pek çok mağara bulundururlar. Böyle alanlarda dolaşmak son derece güçtür. Böyle yerler tarih boyunca kanun kaçaklarının meskeni olmuştur. Geçitlerde kervanların geçtiği yerler olduğundan eşkıyaların kervan soymak için özellikle seçtiği yerlerdir. Buralarda ulaşımın güvenliğini sağlamak için devletler tarafından özel teşkilatlar kurulmuştur. Ayrıca dağların dorukları birbirlerini gördüğü için eski devletler haberleşmede dağların doruklarında ateşler yaktırarak haberleşmeyi hızlandırmışlardır. Bugünkü link hatları da bu sistemin günümüzdeki versiyonudur. Dağlar tarih boyunca Anadolu halkının hayatına etki etmiştir. Bu etki gerek ekonomik hayatta gerek kültürde yerini bulmuştur. Biz bu kültürdeki dağları tanımaya çalışacağız.

ANTİK ÇAĞ KÜLTÜRÜNDE DAĞLAR:

Anadolu’nun en eski devleti Hititlerdir. Hititlerin dağlar hakkındaki bilgilerini tam olarak bilemiyoruz ama bazı kaya kabartmalarından onların dağlar hakkındaki ve kültürlerindeki yerlerini öğreniyoruz. Hititlerin yazılı kayaları Çorum ili sınırları içinde yer alır. Ayrıca Torbalı ile Kemalpaşa arasındaki geçitte Hitit kabartması mevcuttur. Dağlar göğe doğru uzandığından buralar sürekli gökte yaşadığına inanılan Tanrılar ile ilişkilendirilmiştir. Bundan dolayı dağlar Tanrıların meskeni olarak kabul edilmiştir. Dağların doruklarında Tanrıça ve Tanrı resimleri yapılmıştır. Hititlerde de bu tür kabartmalar mevcuttur. Truva savaşları Hititlerin son dönemlerinde olmuştur. Truva Hititlere bağlı bir kent devletidir. Akaların birleşik ordusu Truva’yı kuşattığı zaman ünlü Truva savaşı olmuştur. Bu savaşların anlatıldığı İlyada destanında Tanrı Zeus’un savaşı İda dağı’nın Gargara doruğunda izlediği anlatılmaktadır. Karısı Hera Zeus’un yanına gelerek onunla sevişmiş ve savaşı izlemesini engellemiştir. Bu arada Akalar Truvalıları bozguna uğratmıştır. Batı Anadolu’da yüksek dağlar Tanrıların yaşadığı dağlar olarak kabul edildiğinden Anadolu’da yaklaşık 20 adet Olimpos dağı vardır. Bunların en fazla bilineni günümüzdeki Uludağ, Kazdağı, Antalya Olimpos dağları ve Murat Dağı’dır. Ayrıca Adıyaman’ın Kâhta ilçesi yakınındaki Nemrut dağında da Tanrı heykelleri bulunmaktadır ki burası da Olimpos’tur.
Bu dönemlerde Akdeniz kıyılarında deniz ticareti gelişmiştir. Bu ticaretin gelişmesinde Toros dağlarından elde edilen sedir kerestesidir. Bu keresteler ile gemiler yapılmış ve denize açınılmıştır. Bu dönemlerde dağlar Tanrıların meskeni olarak kabul edildiğinden insanlar dağlara çıkmak istememişlerdir. Çünkü dağlara çıkmak demek Tanrıları rahatsız etmek demektir. Roma döneminde de dağlar kutsallığını sürdürmüştür.
Havada yükseldikçe basınç düşer. Dağlara mola vermeden çıkan insanlar bu basınç düşüklüğü yüzünden iç basınçları dışarı vurur ve burun kanaması olur. Yürüyüş devam ederse insan basınç farkından dolayı ölür. İnsanlar bunu Tanrıların gazabı olarak yorumlamış olmalıdırlar. Dağlardan uzak durmalarının bir nedeni de bu olmalıdır. Roma döneminde Strabon’un yazdığı Coğrafya isimli eserde dağlar hakkında detaylı bilgiler verilmektedir. Coğrafyada Anadolu dağları tüm özellikleri ile anlatılmaktadır.

TÜRK KÜLTÜRÜNDE DAĞLAR:

Türkler Asya kökenli bir ulustur. Asya’da da önemli dağlar yer alır. Altay dağları, Sayan dağları, Altın dağları ve Tanrı dağları Türklerin yaşadığı coğrafyanın önemli dağlarıdır. Altay dağları kırmızı dağlar demektir. Çünkü tay dağ anlamında al ise kırmızı anlamındadır. Tanrı dağları ise adından anlaşıldığı gibi Türklerin Olimpos dağlarıdır. Ayrıca Ötügen Türklerin asıl ortaya çıktıkları yer olarak anlatılır ki Ötüken adı Kutsal orman demektir. Yani dağdır. Türkler Asya’dan batıya doğru iki yol izlemişlerdir. Bunlardan birisi yüksek dağların olmadığı Karadeniz kuzeyindeki Rus bozkırları, diğeri ise Hazar Denizinin güneyindeki İran yaylası ile Anadolu’dur. Bu güney yolu son derece dağlık bir yoldur. Kuzey yolunda güçlü devletler yokken güney yolunda güçlü Sasani ve Bizans devletleri vardır. Türkler güney yolunu ancak 10.y.y.da açmışlardır.11.y.y.da Anadolu’ya dolan Türkler kısa bir zaman içinde Anadolu coğrafyasına kendi mühürlerini vurmuşlardır. Bugün Anadolu dağlarının hepsi göçebe Türkmenlerin isimleriyle doludurlar. Edremit yakınındaki İda Dağı’nın adı göçebe Türkmenlerin kutsal saydığı Kaz’ın adını almış ve Kazdağı olmuştur. Dağın doruğundaki Gargaros tepesi ise Sarıkız ve Cılbak Baba makamı olmuştur. Bugünde Kazdağı çevresinde yaşayan Tahtacı Türkmenler ile yörükler Ağustos ayında dağın doruğuna çıkarak orada kurbanlar kesmekte ve bu yatırları ziyaret etmektedirler. Bu dağ ziyaretleri Asya’da da mevcuttur. Beltir Türklerinin dağ ziyaretlerini anlatan bölümler kaynaklarda geçmektedir. Anadolu’daki dağ ziyaretlerine benzemektedir.
Anadolu’ya gelen Türkmenler genellikle hayvancılıkla uğraştıklarından dağların yüksek yaylalarına çıkıp oralarda hayvan beslemişlerdir. Kışın ise dağın eteklerindeki kuytu yerlere kışlakçı olarak gelip konaklamışlardır. Türkmenlerin bir bölümü ise dağlarda ağaç keserek kereste üretmiş ve köyler ile kasabaların kereste ve odun ihtiyacını sağlamışlardır. Bunlara Tahtacılar denir. Dağlık bölgelere bir sorun olmadıkça gitmeyen yöneticiler ve ordu buraları tam olarak bilmemektedir. Bu yüzden buraları 19.y.y.da haritalar yapılırken bu bölgelerde yaşayan göçebelerden buraların isimleri sorulmuş ve haritalara geçirilmiştir. Bundan dolayı Anadolu coğrafyasının her yeri haritalarda Türkçedir. Bunun nedeni dağların göçebelerin meskeni olmasıdır. Bu göçebeler aynı zamanda uzun mesafelerde de göçmüşlerdir. Örneğin Batı Anadolu göçebeleri kışın Menemen ovasında kışlarlarken yazın Gediz vadisini takip ederek Kütahya yaylalarına gitmişlerdir. Yine Akdeniz göçebeleri yazın Torosların yaylalarında hayvanlarını otlatırlarken, kışın Akdeniz kıyılarına inip kışlamışlardır. Göçebelerin arasından çok güçlü ozanlarda çıkmıştır. Bunların en ünlüsü Karacaoğlan’dır Orta Toroslar ve çevresinde yaşayan ozan göçebeliği anlatan şiirler yazmıştır. Bugün Türk edebiyatının en büyük aşk şairidir.
Dağlar aynı zamanda eşkıyayı barındıran yerler olduklarından her isyan hareketinde dağlar şenlenmiştir. Dağa çıkan isyancılar dağda oranın sakinleri olan göçebeleri bulmuştur. Bu isyancılar dağlarda yaşayabilmek için göçebeleri yanlarına almak zorunda kalmıştır. Göçebeler ise yaşadıkları hayatın gereği her insana yardım etmektedirler. Çünkü göçebelikte Tanrı misafiri denilen bir kavram vardır. Gelen kim olursa olsun yardım edilir. Karnı doyurulur. Devlet ise isyanları bastırmak için kuvvet göndermiştir. Gelen kuvvetler zorunlu olarak dağlara çıkmış ve göçebelerle karşılaşmıştır. İsyancıları gelenekleri gereği desteklediklerinden dolayı devlet göçebelere düşman olmuştur. Göçebelerde bu davranıştan dolayı isyankâr hale gelmiştir. Dağların türkülerini ve ağıtlarını da bu göçebeler yakmışlardır. Söyledikleri türküler Türkçenin bozulmadan günümüze kadar gelmesini sağlamıştır. Karacaoğlan, Dadaloğlu, Pir Sultan Abdal, Kul Himmet v.d. hep göçebelerin dertlerini sevinçlerini ve itikatlarını dile getirmişlerdir. Devlet zaman zaman göçebeleri yerleşik hayata geçirip dağları boşaltmak istemiştir. Bu kararlar sonucu devamlı göçebeler ile devlet çatışmıştır. Yetkililerin anlamadığı şudur. Bir obayı yerleşik hale getirmek demek o obanın insanlarının bilgisini ve ekonomik yapısını değiştirmek demektir. Bu da uzun süre alan zor bir süreçtir. Şen köy ol demekle köy olunmuyor. Dadaloğlu iskâna zorlanan Avşarlardandır ve iskâna direnin Avşarları öven şiirler yazmıştır.
“Ferman padişahın dağlar bizimdir” dizesi ekonomik yapının bir kararla değişmeyeceğinin ifadesidir. Bu günleri anlatan pek çok yazı mevcuttur. Göçebeler Anadolu’ya eski inançları ile geldiklerinden Anadolu’da eski inançları ile İslamiyet’i harmanlamışlardır. Eski inançlarındaki Yersuları yatır yaparak dağların muhtelif yerlerine koymuşlardır. Böylece Hititler döneminde Tanrıların yaşadığı yerler olan dağlar Türkler döneminde yatırların yaşadığı yerler haline gelmiştir. Yani değişen bir şey yoktur. Hititler döneminde de Türkler döneminde de dağlar kutsaldır. Türkler Orta Asya’da ki dağ ziyaretlerini Anadolu’da da devam ettirmiş ve dağların doruklarındaki yatırları yaz mevsiminde ziyaret edip orada yatırlara kurbanlar kesmişlerdir. Bugün hala Anadolu’nun muhtelif yerlerinde bu gelenek devam etmektedir. Belediyeler de bu geleneği şenlik düzenlemeye dönüştürmüşlerdir. Belediyelerin etkinlikleri genellikle güz aylarının başında olup eski geleneklerin değişmiş halidir.
19.y.y.lın başında Cezayir Fransızlar tarafından alınınca oraya giden Batı Anadolulu gençler artık gidemez olmuşlardır. Böylece Batı Anadolu’da bir nüfus yığılması meydana gelmiştir. Bu yığılma efelik geleneğini ortaya çıkarmış ve Ege dağları efelerle dolmuştur.1828 yılındaki Atçalı Kel Mehmet’in dağa çıkması bu sürecin bir parçasıdır. Devlet ise yeni bir sisteme geçmek istemektedir. Dış güçler ise kendi hesaplarına çeşitli faaliyetler yapmaktadırlar. Osmanlı Devleti 1826 yılında Yeniçeri Ocağını kaldırmış ve yeni bir ordu kurmuştur. Bu ordu için subay yetiştiren bir okul açmış ve zorunlu askerlik yasası çıkarmıştır. Hem asker temini hem de vergi temini için 1831 yılında bir nüfus sayımı yapılmıştır. Bu iki kaygı yüzünden göçebelerin kontrol altına alınması lazımdır.1860’lı yıllarda şiddetli bir iskân faaliyeti başlamıştır. Bu dönemde pek çok göçebe aşireti iskan edilmiştir.1881 yılında Duyun-u Umumiye kurulmuş ve Osmanlı’nın vergilerini alacaklı devletler toplamaya başlamışlardır. Bu kurumun bir parçası olan Reji idaresi ise tütün işlerine bakmaktadır. Reji idaresinin katı tutumu yüzünden tütün kaçakçılığı başlamıştır. Tütün kaçakçılarına Ayıngacı adı verilir. Reji idaresi bu durumu görünce kolcu denilen korucular tutmuş ve korucular ile ayıngacılar arasında şiddetli bir mücadele başlamıştır. Bu mücadele Ege’de Efeliğin çıraklık dönemi olmuştur. Çünkü pek çok efe tütün kaçakçılığından yetişmiştir. Gerek efeler, gerek kaçakçılar dağa çıktıklarında dağda göçebeler ile karşılaşmışlardır. Göçebeler gelenekleri gereği bunları korumuş ve kollamıştır. Efeler ile kaçakçılarda göçebelere para vererek onların hayatlarını kolaylaştırmışlardır. Bundan dolayı efeleri dağda gezdiren dağda yaşayan göçebelerdir. Göçebeler efelerin yatakları olmuşlardır. Efelerde onları ekonomik yönden desteklemişler ve korumuşlardır.
Çakırcalı Mehmet Efe’yi takibe gelen Ali paşa saraya yazdığı raporda Ege’de eşkıyalığın son bulması için dağdaki göçebelerin yerleştirilmeleri gerekir demektedir. Göçebeler ovalarda yerleşik hayata geçirilmedikçe eşkıyalığın sonu gelmez der. Kurtuluş savaşı sırasında efeler göçebelere dayanarak Kuvayı Milliye’yi oluşturmuşlardır. Göçebe gençlerden topladıkları kızanlar ile işgalci Yunan ordusuna kök söktürmüşlerdir.19.y.y. içinde yerleşik hayata geçirilen göçebelerden alınan askerlerle ordu kuvvetlendirilmiş ve 1.Dünya savaşında bu ordu mucizeler yaratmıştır. Çanakkale savaşında top mermisi kaldırarak gemi batıran kahraman Koca Seyit Edremitli bir göçebe gencidir .Cumhuriyet ilan edildikten sonra gerek göçebeler gerek efeler Gazi Paşa’nın özünü dinleyerek yerleşik hayata geçmişler ve dağları boşaltmışlardır. Cumhuriyetin başlarında efeliği bırakmak istemeyen birkaç kişi dağlarda korunacak kimse bulamayınca çabucak yakalanmışlardır.

Cumhuriyet Döneminde Dağlar:

Cumhuriyet döneminde dağlar farklı bir konuma gelmiştir. Hayvancı köyler yazın hayvanları ile dağların doruklarına çıkıp orada hayvanlarını yaymışlar ve güzün havalar soğuyunca köylerine inmişlerdir. Ayrıca orman işçisi olan köyler ise yazın dağın muhtelif yerlerine çıkıp Orman İdaresinin gösterdiği yerde gösterdiği ağaçları keserek yaşamışlardır. Güz mevsiminde yine bu orman işçileri de köylerine inmişlerdir. Yine yazın özellikle Akdeniz ve Ege ormanlarında yangın tehlikesi olduğundan Orman idaresi dağların hâkim tepelerine yangın kuleleri kurmuştur. Burada yangın mevsiminde insan bulundurarak yangının önüne geçmeye çalışmıştır. Bu yangın kulelerine de çevre köylerden insan istihdam etmişlerdir. Bu kule bekçileri 24 saat çevreyi gözetleyerek yangının önüne geçmektedirler. Bekçilerde yangın tehlikesinin olmadığı kış mevsiminde köylerine inip yaşamaktadırlar. Bitki örtüsü bakımından önemli dağlar Cumhuriyet döneminde Milli Park ilan edilmiş ve korumaya alınmışlardır. Milli Parklar ise zamanla turizme açılmıştır. Dağlar ayrıca kayak merkezi olarak ta değerlendirilmiştir. Uludağ ilk kayak merkezlerimizdendir. Kışın insanlar dağa çıkarak oradaki otellerde kalıp kayak yapmaktadırlar. Oysa eskiden kışın dağlarda kimse kalmazdı. Kalan obalara da Kışlakçı denirdi. Kışlakçılar ise dağın korunaklı bölümüne konarlardı.
Turizm açısından dağlar sadece kayak merkezleri olarak değerlenmemektedir. Dağ yürüyüşleri başka bir etkinliktir. İnsanlar sırt çantalarını alarak dağlarda bir parkur çizip o parkur üzerinden dağda yürümekte ve doğayı izlemektedirler. Dağcılar ise çok yüksek dağlara özel ekipmanlar ile tırmanmaktadırlar. Ağrı Dağı’nı 1828 yılında çıkılmıştır. Dünyada Everest tepesine ise 1953 yılında çıkılabilmiştir. Bugün dağcılık faaliyeti ise çok önemli bir spor dalı olarak rağbet görmektedir. Karadeniz dağlarının yaylaları çok fazla turist çekmektedir. Ağrı dağı tırmanışları ise her geçen gün artmaktadır. Toroslar ise yaz mevsiminde insan kaynamaktadır. Uzay araştırmaları merkezleri de dağların doruklarına kurulmaktadır. Ülkemizde uzay araştırma merkezi batı Toroslarda Bey dağları üzerinde bir dorukta kurulmuştur. Dağlar aynı zamanda çok kıymetli madenlerin bulunduğu yerlerdir. Bundan dolayı buralarda aynı zamanda çok güçlü madencilik faaliyetleri de yapılmaktadır. Dağların derin vadileri ise baraj yapımına uygun olduğundan buralarda barajlar yapılıp elektrik enerjisi elde edilmektedir. Turizm sektörü ile madencilik sektörü dağların kullanımı açısından birbirleri ile çatışmaktadırlar. Buralar aynı zamanda rüzgar enerjisi elde edilen alanlardır. Pek çok dağımızın üzerine RES santralleri yapılmıştır. Bugün dağlarımızın her yerine kara yolu yapılmıştır. Gerek karadan gerek havadan dağların her yerine kolaylıkla ulaşılmaktadır. İnsanların turist olarak dağlara olan aşırı ilgisi ise dağların kirlenmelerine neden olmaktadır. Çünkü dağlar dar alanlardır ve gelen yoğun nüfusu kaldırmamaktadır.
Türkülerimizin pek çoğu dağlar üzerinedir. Türkülerimiz dahi yaşadığımız coğrafyanın dağlık olduğunu gösterir. Başı duman pare pare, yol ver dağlar yol ver bana” türküsü ulaşımı olumsuz etkileyen dağlaradır. O dönemlerde teknik çok gelişmediğinden dağlar ulaşımı olumsuz etkilemekte ve kışın ulaşım durmaktadır.” Dağlar siz ne dağlarsınız, Kardan kemer bağlarsınız, Gül sizde, bülbül sizde, Daha ne ağlarsınız” türküsünde ise dağların her şeylerinin olduğunu ve yine de sızlandıklarını anlatır. Sabahattin Ali’nin yazdığı “Başım dağ, saçlarım kardır, Deli rüzgârlarım vardır, Ovalar bana çok dardır, Benim meskenim dağlardır” şiirinde ise insanın başı dağa ağaran saçlar ise karlara benzetilmekte ve dağların özgürlüğü simgelediği ifade edilmektedir. “Kar mı yağmış Kazdağı’nın başına, Hayran oldum toprağına taşına, Söz geçmiyor şu feleğin kuşuna, Felek beni ne ettin eyledin” türküsünde ise insanın yaşlandığında başına kar yağdığı yani saçlarının ağardığı, gençliğin gittiği anlatılmaktadır. Dağlarla alakalı edebiyatımızda pek çok şiir, pek çok türkü vardır. İleriki zamanlarda yenileri de yazılacak ve yakılacaktır. Saygılarımla.

 

Sinan KAHYAOĞLU
Eğitimci – Yazar

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz